|
66. Sone |
|
Asrın yeni bir
umdesi var, hak kapanındır. |
|
MEVLANA CELALEDDİN RUMÎ MESNEVİ’DEN SEÇMELER: Gökyüzüne Merdiven, OM Yayınları 2002 KENDİNİ BİLMEK "Seni burada kimse bilmiyor" diyerek aşağıladı bir dervişi aşağılık adamın teki. Derviş şöyle cevap verdi: "Halk bilmiyorsa de ben çok iyi biliyorum kim olduğumu. Eğer aksi olsa dert olurdu. Ya onlar görseydi, ben kendimin körü olsaydım? Say ki ben ahmağım. Ama benim ahmaklığım daha iyi kabalıktan ve taş kalplilikten. Bu sözü de senin zannına göre söyledim. Yoksa akıllıyım hem de nasıl." KİBİR NEDİR? Kibir nedir? Kendinden habersizliktir! Güneşten haberi olmayışı gibi buzunAYNA SEVERLERE BİRKAÇ KELAMKendini mükemmel sanan Kanat açamaz Tanrı katına Ey naz sahibi Canının içindeki mükemmellik zannından Daha kotu bir hastalık yok Çıkana kadar senden Bu kendini beğenmişlik Kan akar Gözünden ve gönlünden MERHAMET EDİN“Merhamet edin! Şu üç kişiye Taş olsanız bile” dedi peygamber. Baş olduktan sonra itibarsız kalana, Zenginken yoksul düşene Ve üçüncüsü Eblehlerin arasında kalmış bilgine. ÖFKEYE DAİR
Öfke ve şehvet Şaşı yapar adamı Çevirir ruhu doğru yolundan Garez gelince Hüner kaybolurYüzlerce perde iner Gönülden göze SONA DAİR Üç yoldaş varSana zamandaBiri, vefalı, ikisi vefasız.Arkadaşların biri
Malın mülkün diğeri Üçüncüsü yaptığın güzel işler. Mal senle evin kapısına kadar bile gelmez Arkadaşların gelir Ancak mezarının başına kadar Sen öldüğünde hal diliyle gelip önüne Derler ki bundan ötesine yoldaş değilim Mezarının başına dikilirim Güzel işlerinse vefalıdır Onlara sarıl sıkıca Seninle lahdin içine kadar gelen onlardır. NE SAYFA KALDI, NE GÜZELLİK NE IŞIK NE DE GÖKYÜZÜNE GİDECEK BİR YOL
|
|
I.M. PANAYOTOPULOS BENZERSİZ MEVLANA Çev: Kriton Dinçmen Arıon Yayınevi, 2.b, 2003 “...Sevgi’nin ta kendisi olan Tanrı, Mevlana’nın ruhuna ve aklına konuştu. Düşün, belirsizliklerin keskinleştirilip, düzeldiği o büyülü işlektir. Ve, sevgi, kendi içinde belirliliği de kapsar. Sevgi ile, ölümü sevecek kadar cesaretin en uç noktasına; nefret ettiğin her şeyi sevecek kadar aşağılanmanın en alt sonuna inebilirsen....yani, insan olma tayfının birbirine karşıt her iki ucuna-ikisi de aynı anlama gelir- erişebilirsen, zaten başka hiçbir şeye ihtiyacın olmaz. O zaman sen, doymaz açlığının ve de dinmez susuzluğunun içinde kaftanın ve de tacın ta kendisi; sonsuz çirkinliğin içinde benzersiz güzelliğin ta kendisi; kaybolmuş dünyaların içinde var oluşun ta kendisisin”. (s. 60) “Otuz kasım bin iki yüz kırk dört. Birisi Mevlâna’yı kurtarmıştı; o, Tebrizli Şems idi. Birisi de, Şems’i kurtarmıştı; o, Horasanlı Mevlana Celaleddin-i Rumî idi. Kanaatimce bu rastlaşmanın altında çok önemli bir gerçek yatmaktadır: O da insanın kurtuluşunun, ancak, başka bir insan tarafından gerçekleştirilebileceğidir. Şefkat, o tatlı sevgi! Zamanımızda dostluk kavramı yozlaşmış, anlamını yitirmiş boş bir kelimeden başka bir şey değildir” (s.162).
|
|
IRVIN YALOM NIETZSCHE AĞLADIĞINDA, Ayrıntı Yayınları, 13. Basım, 2002 ....Kutsal olan gerçekler değil, kişinin kendi gerçeği için çıktığı arayıştır. Kendi kendini sorgulamadan daha kutsal bir şey olabilir mi? ....Neysen o ol. Gerçekler olmadan kişi kim ya da ne olduğunu nasıl keşfedebilir? ...Her insan gerçeğin ne kadarına dayanabileceğini seçmeli... ...Ümit mi? Ümit en son kötülüktür... Zeus’un içinde sakladığı bütün kötülükler dünyaya saçıldığı zaman orada son bir kötülük kaldığından kimsenin haberi olmamıştı: Ümit... Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır. ...Ölüm güç bir şeydir. Ölümün son iyiliği bir daha ölümün olmamasıdır. ....Kemikleri, eti, bağırsakları ve kan damarlarını kaplayan deri nasıl insan görünümünü katlanabilir hale getiriyorsa, ruhun ajitasyonu ve ihtirası da kibirle kaplanmıştır: kibir ruhu kaplayan deridir. ...Kendi kurallarına uymayan insanların başkaları tarafından yönetilme(si) (kaçınılmazdır)... Başkalarının kurallarına uymak, insanın kendisini yönetmesinden çok, hem de çok daha kolaydır. |
|
KRİTON DİNÇMEN HEYBELİADA’DA TANRI VE ADAM Büyüklere Bir Masal Arion Yayınları, 2003 …“Uzun bir sessizlikten sonra ‘Büyük Sedir Ağacı’ndan beklenen ilk soru geldi… —Sana bahşettiğim ve Yaşam denen o olağanüstü macerayı nasıl geçirdin?” (s.34) “—Sana bir şey daha soracağım; sana verilmiş olan yaşamın ta kendisi olan en önemli armağanı…erkeklik tohumunu ne yaptın? Onu haz ve yaratıcılık arzusuyla dolu hangi dişiye aktardın? Onu yaratılmış olmanın ve yaratıcılığın temel öğesi olan, sevgi-aşk-sevişme-yaratma dörtgenine harcadın mı? Yoksa, o tanrısal hazzı üstünden geçen mermilerden korunmak ve de karşındaki Sen’i yok etmek için fırsat kolladığın o pis fare lağımlarında miskincesine kendinle okşanarak çamurlara mı boşalttın? Dişinin o çıldırtan kokusunu hiç yaşadın mı? Sevişme denilen o gerçek kutsal törenin ardından, sevilenin çıplak karnına başını dayayıp hiç uykuya daldın mı? Ve…biraz sonra uyandığında Tanrı ile tekleşme duygusunu hiç yaşadın mı?... Adam susuyordu. Ağzında bir şeyler geveliyor, ama oradan söz çıkmıyordu”…(ss. 44-45) |