Günümüzde
eğitim ve psikoloji alanındaki gelişmelerde
bireyin neler yapabildiğinden çok neler
yapabileceği yaklaşımı öne çıkmaya başlamıştır.
Bu güne kadar zeka unsurları olarak kabul
edilen problem çözme, mantıksal düşünme
ve eleştirel becerilerin standardize edilmiş
zeka testleri ile derecelendirildiği bir eğitim
ortamı ağır basmaktadır.
Geçen
yüzyılın bu klasik eğitimsel değerleri
artık tek başlarına bu yüzyılın ihtiyaçlarını
karşılayacak yeterlilik göstermemektedir.
Bilgi çağında oluşumuz ve teknoloji ile bu
bilgilere her an ulaşabilmemiz bizde başka
yeteneklerin geliştirilmesini
gerektirmektedir.
Bu
yetenekler nedir sorusuna vereceğimiz yanıt
ise geleneksel zeka unsurları dışında bırakılan
yaratıcılık ve ıraksak düşünceyi
gerektiren sanatsal bakış açısıdır.
Bireyin var olan bilgileri özgün bir şekilde
ilişkilendirebilmesi, sentezleyebilmesi,
metaforik düşünceyi geliştirebilmesi çağdaş
insanın özellikleri arasında olmalıdır.
Sanatsal
gelişim, toplumsal gelişmeye ve toplumsal yaşamın
yapısına doğrudan bağımlıdır. Sanatın
modern ve post-modern süreçte yönünün değiştiği
göz önüne alınırsa, sanat eğitimi veren
Anadolu Güzel Sanatlar Liselerinin programlarının
da bu anlamda geliştirilmesi gerektiği inancındayız.
Bu
anlayışın Anadolu Güzel Sanatlar Liseleri
programlarına yerleştirilmesi, öğrencileri
günümüz sanat eğitimine değişik yaklaşımlar
sunan kişiler olarak yetişmesi, tümdengelimin
ve analitik yaklaşımın kısırdöngüsünden
kurtulup bireysel ifadelerin zenginliğine ve
çok sesliliğine kavuşmaları mümkün
olacaktır.
Çağımızın
Eğitim Anlayışı
Bilgi
depolamaya karşın anlamaya yönelik eğitim:
Eğitimli
insan tarifi yeni bilgileri özümleyebilmesi
ve olaylar üzerine yorum yapabilmesidir. Böyle
olmakla beraber eğitim tartışmaları çoğunlukla,
eğitimli çağdaş insanın bu göstergelerine
eğilmemektedir. Yeni yöntemler ele alınıp
incelenmesine karşın neyin niçin öğretilmesi
konusunda açıklık ve fikir birliğine yönelik
tartışmalara gereken önem verilmektedir.
Çağdaş
eğitim, yaşamımızın farklı kesimlerinin
çevresel, fiziksel, biyolojik, sosyal, kişisel
daha iyi anlaşılması için bir temel teşkil
etmelidir. İnsanın doğasında olan anlam
verme, yorumlama özelliği mitoloji, sanat,
folklor ve dinleri ortaya çıkarmıştır.
Eğitim
sadece teknik öğretim ve bilgi donanımı
olmamalıdır. Okur yazarlık temel olguları
öğrenmek, temel becerileri kazanmak,
disiplin ve belirli alanlarda uzlaşmak eğitimde
bir amaç değil sorunları, konu ve ilişkileri
anlamaya yönelik araç olarak görülmelidir.
Çağdaş
psikoloji anlama olgusunu zihinde ve beyinde
gerçekleşen bir olay olarak ele almaktadır.
Diğer bir deyişle, bilginin özümsenmesi,
bilinç düzeyine erişmesi ve dönüştürülmesinde
yaşanılan zihinsel temsil süreçlerinin
önemi üzerinde durmaktadır.
Bu
durumda anlama, gözlemlenebilen, eleştirebilen
ve geliştirilebilen davranışa bağlıdır.
Bu formülün işlemediği durumlarda bizim kişinin
bulanık sularda yüzdüğünü gördüğümüz
halde olumlu eğitimsel katkıda bulunma olanağımız
olmamaktadır. İstenilen etkin performans ise
farklı durum ve ortamlarda bireyler arasındaki
girift bilişsel şemalardan ortaya çıkabilmektedir.
Ancak
gözlenebilen, eleştirilebilen, nesnel
(objektif) ölçütler çerçevesinde değerlendirme
öğrencilerin bildiklerini ve
yapabildiklerini ölçmek şeklinde gelişmiştir.
Oysa
teknoloji çağı ve ileriye dönük yaşam
gereksinimleri bizleri, mevcut bilgileri
yorumlamaya, dönüştürmeye ve yaratıcı düşünmeye
ve sorun çözecek performansları ortaya çıkarmaya
zorlamaktadır. Gardner’a (1999) göre zeka,
yaşanılan kültürde geçerli olacak problem
çözme davranışları ve ürün geliştirmedir.
Bu görüşe göre önemli olan sadece
bilgileri edinmek değil, onları bir context
(bağlam) içinde kullanabilmektedir. Bunu sağlayacak
olan eğitimsel yöntemler doğrudan öğretmen
merkezli bilgi dağılımı olmamalıdır.
Grup (proje) çalışmaları, drama, vaka çalışmaları,
sunuşlar çağdaş eğitim kapsamına alınmalıdır.
Eğitimde
anlamanın karşısına çıkan engeller
klasiktir. Öğrenciden beklenen belirli
davranış biçimlerini belirli yerlerde
kullanmayı öğrenme ve istenilen yerde en
etkin şekilde ortaya koymaktır. (Matematikte
havuz problemleri formülü sabittir, ancak öğrenciler
bu formülü anlamış ve özümsemiş
bile değillerdir. Farklı ortamların
gerektirdiği şekilde kullanıma dönüştürme
becerileri yoktur.) ‘Anlamayı
hedefleyen öğretim’ performansa dayanan
bir yaklaşımdır.’ Burada eğitimcilerin görevi
sınırlı sayıda açık anlam hedef
belirtmeleri ve ilgili anlama performanslarını
istemeleridir. Eğitimde bu hedef öğrenciler
tarafından da paylaşılmalıdır ( Sevinç,
2003 ).
Araştırmalar
göstermektedir ki bütün insanların
zihinleri aynı şekilde çalışmamakta, güçlü
ve zayıf bilişsel yanlar sergilemektedir. Bu
gerçek bizim eğitimciler olarak öğrencilere
öğretme ve onların öğrendiklerini değerlendirme
tarzımızı etkilemek durumundadır. Farklı
yeteneklerden oluşan öğrencilere erişebilmek
için çeşitli yöntemler ve yaklaşımlar
kullanmamız gerekmektedir. Bu anlayışla
Howard Gardner (1999) insanların en az 8 görece
ayrı bilgi işleme alanına oturtmuştur. Bu
kuram farklı yeteklere cevap veren belirli
yeteneklere sahip geleneksel eğitim çerçevesinde
(sözel, mantıksal, matematik) başarı sağlamasının
tek bir zeka değeri olmasına karşı
gelmektedir.
Gardner
farklı zeka alanlarını şu şekilde
belirtmiştir:
-
Sözel
-
Mantıksal
/ Matematiksel
-
Uzaysal
/ Mekansal
-
Bedensel
/ Kinestetik
-
Müziksel
/ Ritmik
-
Sosyal
/ Kişiler arası
-
Bireysel
/ Kendine dönük
-
Doğacı
(Natüralist)
Bunlara
ilaveten Manevi / Mistik (Spiritual) zeka da düşünülmektedir.
Hepimiz insan olma durumuyla bu zeka alanlarına
az veya çok girmekteyiz. Fakat eşit güçler
ve benzer davranışlar göstermemekteyiz.
Biyolojik
ve kültürel kalıtımlar, kişisel tarih ve
deneyimler bizleri farklı kılar. Bu farklılıkları
görmezlikten gelip tek doğrultuda eğitim
anlayışı bizleri kısırlaştırır. Kültür
zenginliği ve yeniliklere, yaratıcılığa
bir engel teşkil eder. İnsanların güçlü
zihinsel alanlarına paralel öğrenme ve düşünme
tarzları beyin araştırmalarıyla da ortaya
konmuştur. İnsanlar bütün beyinleriyle öğrenmelerine
rağmen beynin sağ ve sol yarıküresi farklı
işlevlerle yükümlüdürler. Erken çocukluktan
itibaren çevre ve deneyimler bu iki yarıküre
arasındaki dengeyi şekillendirir ve bir çok
bireysel davranış farklılıklarını ortaya
çıkarır. Araştırmalar her bir yarıkürenin
kendine özgü bilgi işleme modüllerine
sahip olduğunu ortaya çıkarmıştır. Sağ
yan küre ana hatları ve bütünü (Gestalt)
görür, sol yarıküre ise ayrıntıları
mantıksal ve zamansal bağlamda sıraya
koyar.
Beynin
Bilgi İşleme Dağılımı
| Sol
(ayrıştırıcı) |
Sağ
(Bütünleştirici
) |
| Analitik
– Ardışık |
Bütünleştirici
– Eş Zamanlı - Uygulamaya yönelik
|
|
Ayrıntı |
Bütünsellik
|
| Duymak
– Konuşmak |
Bakmak
– Yapmak |
| Mantıksal
düşünme |
Sezgisel
Mantık |
| Analiz
etme-zamanı kavrama |
Tasarım
– Üç Boyutlu Mekan Tasarımı
|
| Dil:Konuşma,
ses, gramer, sözel kavramlar |
Dil:
Sözcük anlama, ses perdeleri,beden
dili, sosyal etkileşim metafor, nükte |
Hızla
değişen motor kalıpları
(Yazmak, piyano çalmak) |
Elle
ilgili yetenekler
(Çevreyi elle değiştirme) |
| Otomatik
tekrarlar |
Yeni
davranışlar |
| Kısa
süreli sözel bellek |
Duyusal
imge belleği |
| İşitsel
kalıpları kavrar |
Sezgisel
olarak kavrar |
| Sıraya
koyma |
Eş
zamanlı ele alır |
Sağ
beyin yarımküresinin
|
Güçlü
Yanları |
Zayıf
Yanları |
Büyük
kas gerektiren sporlar
(futbol, yüzme) |
Küçük
kalıplı motor sıraları
(yazma) |
Mekansal
ilişkiler
(yelken, teknik çizim) |
Sözcüklerle
ilgili kısa süreli bellek |
Görsel
yaratıcılık
(sanat, tasarım) |
Birbirini
izleyen yönler, takip etme, derli
toplu, dakik olma |
| Yaparak
öğrenme |
Dilsel
ifade, gramer, yüksek sesle düzgün
okuma, imla |
| Bütünü
görme
|
Sıraya koyma, matematik denklemlerini
çözümleme
|
| İnsanlara
ayak uydurma
|
Ödevlerini hatırlama, yerine getirme
|
Sol
beyin yarımküresinin
| Güçlü
Yanları
|
Zayıf Yanları
|
| Ardışık
programlama
|
Büyük kas gerektiren sporlar
|
| Gramer,
öykülerin ayrıntıları
|
Resmin bütününün kavranması
|
| Matematik,
formüller
|
Geometri, haritalar, grafikler
|
| Dakiklik
|
Hayal gücü, yaratıcılık
|
| Sözcük
ve sayılarla ilgili işitsel hafıza |
Sosyal algılama, başkasının bakış açısını
anlama |
Bu
bilgiler doğrultusunda hiçbir normal çevrenin
kişiyi sağ veya sol beyin yarıküresi işlevlerine
mahkum etmediğini kesinlikle söyleyebiliriz.
Ancak kişilerin düşünme becerilerini
kullanma tarzındaki farklılıklara kalıtımın
ve erken deneyimlerin sebep olduğu da bir gerçektir.
Bir öğrenci uyarıları bir kaynaktan diğeri
ise başka bir kaynaktan alır. Dolayısıyla
diyebiliriz ki çoklu zeka kuramı çerçevesinde
insanların öğrenmelerine en uygun güçlü
yolu bulacak çeşitli öğretim yöntemlerini
bir arada kullanarak güzel sanatlar eğitimin
hedefleri arasında olmalıdır. Eğitim
programlarındaki amacımız beynin her iki
parçasını eşzamanlı kullandırmaya yöneltmektir.
Güzel
Sanatlar Liseleri Programının Değerlendirilmesi
Amaçlar:
‘En
iyi eğitimin nasıl olacağı konusunda kesin
bir görüşe varmadan önce, ne tür bir
insan yetiştirmek istediğimiz konusunda bir
anlayış getirmeliyiz.’ der Bertrand
Russell. Gerçekten de bir programın başarısı
için ilkin sonuç ya da sonuçların net
olarak belirlenmesi gerekir. Ve amaçlanan
sonuca ulaşmak için yaşanılacak süreçteki
öğretim yöntemlerinin saptanıp, uygulanmasıyla
mümkün olur. Eğitme süreci bizi amaca götüren
bir araçtır.Amacı belirlemek için günümüzde
eğitim alanında yapılan çalışmaları ve
sanatın geldiği aşamayı göz önünde
tutmak gerekmektedir.
Eğitimdeki
gelişmelere yazının başında değindik.
Sanat açısından baktığımızda ise sanatın,
toplumsal gelişmeye ve toplumsal yaşamın
yapısına doğrudan bağımlı olduğunu görüyoruz.
Çağın düşünce sistemi ile sanatın var
oluş nedeni arasında paralellik vardır.
Günümüzde
sanatın görevi açık kapıları yıkmaktan
çok, kilitli kapıları açmaktır.
Bu da denenmeyeni denemek, geleneksel
malzemelerin dışına çıkmak, disiplinler
arası ilişkileri kullanmaktır.
Andre
Breton’un dediği gibi ‘Bir sanat yapıtı
ancak geleceğin titreşimlerini taşıyorsa
değerlidir.’ Geçmişin deneyimleri her
zaman sanatçıya ışık tutmuştur. Ama her
zaman da sanatçının yönü ileriye dönük
olmuştur.
Aynı
şekilde sanatçı içinde bulunduğu coğrafyadan,
yaşadığı toplumsal yapıdan etkilenmiş, yöresel
değerlerinden güç almış olsa da her zaman
evrensel olanı yakalamaya çalışmıştır.
Zamanın gerisinde kalan sanat kalıcı
olamamıştır.
Güzel
sanatlar eğitimi programlarının çerçevesi
bu gelişmeleri dikkate alarak çizilmelidir.
Ayrıca hedefleri çerisinde Güzel Sanatlar
Liselerinin Resim programından mezun olacak
öğrencilerin ne gibi donanımlara sahip
olmaları gerektiğini de belirlemeleri
gerekir.
Öğrencilerin
genel kültür gelişimleri hedeflenmelidir:
Alan
derslerinin yanısıra sosyo-kültürel ve
tarihsel bakış açısı kazandıracak genel
psikoloji, sanat psikolojisi, sosyoloji,
felsefe gibi alt yapıyı hazırlayacak ve yaşamın
kesitlerini bağlamsal olarak inceleme olanağı
verecek derslerin programa alınması önemlidir.
Öğrencilerin
bireysel gelişimleri hedeflenmelidir:
Temel
Sanat Eğitimi (Obje incelemesi, Nokta, Çizgi,
Renk, Koyu-Orta-Açık değerler ve bunları
kullanabilmesi, Kompozisyon) ve Desen
dersleriyle öğrencilerin yeteneklerini bilgi
ile birleştirecekleri bireysel gelişmeleri
sağlanmalıdır. Bu eğitimin malzeme ve
teknik olarak sınırlandırılmadan
verilmesi, özellikle öğrencilerin öğrendiklerini
farklı malzeme ve tekniklerle uygulamalar
yapmalarını cesaretlendirecekleri ortamların
hazırlanması gerekmektedir.
*
Görsel ve dokunsal algının geliştirilmesi,
*
Görsel araç ve gereçleri (teknoloji) iyi
kullanabilmesi,
*
Sanata bakışları, tasarım yapma ve
teknolojiyi kullanma becerilerinin birlikte
geliştirilmesi,
*
Yaratıcı ifadenin geliştirilmesi,
*
Estetik karar verebilme yeteneklerinin gelişmesi
önemlidir.
Öğrencilerin
teorik alandaki gelişimleri
hedeflenmelidir:
Sanatın
başlangıcından günümüze kadar olan gelişimi,
nedenleri ve yarattığı sonuçların tartışılarak
‘Karşılaştırmalı Sanat Tarihi’ dersi
altında almaları öğrencilerin sanat tarihi
bilici edinmeleri ve sanatsal olayları
yorumlayabilmeleri açısından çok önemlidir.
‘Karşılaştırmalı
Sanat Tarihi’nin yanısıra ‘Estetik’
desleri de önemlidir. Felsefe nereden gelip
nereye gittiğimize dair bize yol gösteren,
kişinin ayrıntılar içinde kaybolmasını
engelleyen ve genel bir görüş kazandıran
bilim dalıdır.
Öğrencilerin
yaratıcılık gelişimleri hedeflenmelidir:
Yaratıcılık,
hareketle duyular arasında algılarla başlar.
Daha sonra düşünceler arasında kavramsal
olarak ortaya çıkar. En üst düzeyde ise
insan aklının en karmaşık özellikleri
olan ilham ve değerlendirme safhasında
yoruma yönelik bağlantılar kurma aşamasına
ulaşır. Sistemin temelinde bu bağlantılara
imkan veren nöron zincirleri vardır. Sol ve
sağ beyin yarıkürelerinin birlikte çalışmaları
bilgiyi her zaman çevre ve durum şartlarına
göre yeni bir senteze dönüştürebilmesi
yaratıcılık özelliği taşımaktadır.
Yaratıcılığı
hedefleyen eğitim sisteminde öğrenciler
-
İfade
etme :Sezgileri ve duyguları kavramlaştırmak
için sözlü ve sözsüz ifadeler ve
-
iletişim
becerileri kazanırlar.
-
Özgünleştirme:
Yeni fikirlere açık olmayı, alışılmışın
dışında birleşimler yapabilmeyi,
bilinen nesnelere farklı işlevler
katabilmeyi öğrenirler.
-
Hayal
kurma: Düşüncelerini görselleştirebilmeyi
başarırlar.
-
Düşünsel
anlamda çağdaş yorum yapabilmeyi kazanırlar.
Yaratıcılığı
geliştirmeyi hedefleyen eğitim sisteminde en
önemli unsur, kazanma ve kaybetme endişesi
taşımayan, öğrencileri birbirine rakip göstermeyen,
farklılıkları ön plana çıkaran bir ortam
öğrencilere sunabilmektir. Araştırma
ve inceleme yapabilen, farklı deneyimler yaşamaktan
kaçınmayan, çok boyutlu düşünebilen,
bulgularını kendi deneyimleri ile birleştirip
yorumlayan özgün ve özgür düşünebilen
ilerinin yaratıcı kişiliklerini oluşturmak
güzel sanatlar eğitiminin temel ilkeleri
arasındadır.
Yöntemler
Atölye
Eğitimi:
Uygulamalı
alan dersleridir. Temel sanat eğitimi ve
desen dersleri ile öğrencilerin bireysel
gelişimlerini sağlamaya yöneliktir.
Tartışma:
Bir
konu ya da kavramı açık olarak ortaya
koymak, fikir alışverişi ‘beyin fırtınası’
yapmak ıraksak düşünceyi teşvik etmektir.
Fikirlerin toplanıp senteze varılması,
proje alanlarının saptanması için önemlidir.
Takım
– grup çalışmaları :
Grup
çalışmaları eğitiminin Anadolu Güzel
Sanatlar Liseleri Programında önemli
yeri olmalıdır. Bağımsız çalışmaların
yanısıra özellikle gruplarla birlikte araştırmayı,
birlikte planlayıp uygulamayı ve takım
ruhu edinmeyi, karşıt fikirlere saygı ve
tolerans geliştirmeyi, empati ve yardımlaşma
gibi özellikleri kazandırır.
-
Toplum
bilinci, demokrasi kavramlarını içselleştirir.
-
Grup
çalışmaları, öğrenciyi sistematik öğrenme
yanısıra yaratıcılığa teşvik eder.
-
Öğrencilerin
becerilerini kullanmasını sağlar.
-
Öğrencinin
neler yapabileceğini gösterir.
-
İçten
kaynaklı motivasyonu sağlar.
-
Öğrencilerin
ne üzerinde çalışmak istediklerine
karar vermelerini sağlar.
-
Öğrencilerin
ihtiyaçları doğrultusunda uzmanlaşmalarını
sağlar.
-
Eğitimcilere
ise öğrencilerin yaptıklarını kontrol
etme, bilgilerini kullanma, yapılacak işleri
belirleme olanağı sağlar.
Proje
Çalışması:
Proje
çalışmalarında amaç, konu ya da kavram
hakkında daha ayrıntılı bilgi edinme,
sorgulama, yanıt aramadır. Bunlar çizim,
yazma, okuma, gözlem raporları, görüşme
teknikleri ve grup içi görev paylaşımı
ile araştırılır. Bulunan bu veriler değerlendirilerek
(biçimsel yada düşünsel platformdaki tasarımlarında)
farklı sunumlarla ortaya ürün çıkartılır.
Bu
çalışma sürecinde öğrenciler sorumluluk
alırlar, doğru buldukları seçimleri yapıp
karar verebilirler, yaptıklarını
yorumlarlar.
-
Nesnelere
farklı anlamlar yükleyerek, nesneleri dönüştürerek
duygu ve düşüncelerini bu yolla
ifade edebilirler.
-
Sanat
tarihine ya da toplumsal olaylara gönderme
yapabilirler.
-
Eleştirel
yorumlar yapabilirler.
-
Malzemeyi
doğru seçebilmeyi öğrenirler. Hangi
malzemenin hangi malzeme ile uyum ya
da karşıtlık yarattığını fark edebilirler.
Bu şekilde bir konu ya da kavramın
farklı malzeme ve
yorumlar yoluyla birbirinden farklı sonuçlara
ulaşıldığını görürler.
-
Malzemede
çeşitlilik, teknik araştırmalar, yapıtların
görsel, sözel, yazınsal olarak kendini
savunması ile ifade zenginliklerine ulaşırlar.
Günümüzde
sanat eğitimi, kişinin duygu ve düşünce
yeteneklerini bir bütün içinde geliştirmeye
yönelik yaratıcı etkinliklerin tümü olduğuna
göre, sunular iki ya da üç boyutlu düzenlemelerle
olacağı gibi, drama, performans gibi vücut
dillerini kullanarak ta yapılabilir.
Drama
öğrencilerin kendilerini ve başkalarını
anlamaları için anahtar teşkil eder. Drama
aracıyla kendimiz dahil insanların davranışlarını
inceleme, yeniden yaratma, neler olabileceği
üzerinde bireysel görüşlerimizi başkalarının
görüşleriyle karşılaştırmak imkanı
elde edilir. Proje çalışmalarında drama,
mekan, hareket ve dil alanlarını kullanarak
anlam geliştirmeye yöneliktir. Bu da dinamik
ve akıcı ortam sağlayarak yaratıcılığa
yol açar.
Performans,
vücut dilini gerektiğinde müzik eşliğinde
kullanarak istenilen konu yada kavramı
yorumlamaktır. Genellikle mimikler ve
simgesel anlatım öne çıkar. İlle de söz
gerektirmez. Farklı anlamlar yüklenmiş
nesneler kullanılarak ifade zenginleştirilebilir.
Sınıf
içinde sunuş
Proje
tamamladıktan sonra çalışma süreçleri
yazı ile ifade edilir ve sözlü olarak sınıfa
sunuş yapılabilir. Projenin başlangıcından
sonlanmasına kadar geçen süreçteki aşamalar
tartışılır ve proje değerlendirilir.
Müze
eğitimi:
Günümüzde
müze, ‘toplumun bilimsel ve kültürel geçmişini
yansıtan, geleceğini biçimleyecek öğeleri
araştıran, toplayan, ve koruyan, sergileyen,
belgeleyen, yaşatan ve yönlendiren bir yaygın
eğitim kurumudur’
Batı’da
müzeler bir eğitim kurumu gibi çalışmaktadırlar.
Bünyelerinde kurdukları ‘eğitim
departmanları’ ile koleksiyonlarını tanıtmak
için sistemli olarak çeşitli yaş
gruplarına, okullara, serbest ziyaretçilere,
özürlülere eğitim veren örgün eğitimi
destekleyen en kapsamlı ve organize yardımcı
kurum niteliğindedirler.
Müze
gezilerinde sanat yapıtıyla yüz yüze
olunur. Yapıtı tanımak için yapıtın
malzemesi, yöntemi, dönemi, içeriği v.b.
birtakım sorular sorulur ve yanıtları aranır.
Çağdaşlarıyla karşılaştırmalar yapılır,
dönemindeki yeri tartışılır.
Ülkemizde
müzeler bu anlamda eğitim çalışması yürütmediklerinden
müzelerden yararlanmada okul eğitimcilerimize
büyük görevler düşmektedir. Geçmişle
gelecek arasında bir köprü niteliğinde
olan müzeler, sanat eserlerini tanıtmanın
ötesinde güzel sanatlar liseleri öğrencilerinin
kültür birikimlerini arttırmalarına ve doğru
sanat tarihi bilinci edinmelerine olanak sağlayacaktır.
Özet
olarak çoklu zeka kuramı 8 farklı zeka
alanlarıyla sağ ve sol beyin yarıkürelerinin
işlevlerine yer verdiğinden öğrencilerin
çoğunun gelişmesi için eşit fırsat sağlamaktadır.
Beynin
bütününe yönelik bu eğitim yaklaşımı,
edindiği bilgileri sentezleyebilen, gerektiğinde
bunları dönüştürebilen ve yaratıcı
çözümler ortaya koyabilen kişileri
yetiştirmesine uygun ortamı yaratacaktır.
Ancak bu şekilde birçok farklı yetenek
sergileyen ve bu yeteneklerinde beceri kazanmış
kişilerden oluşan çok sesli topluma geçiş
mümkün olacaktır.