Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
|
|
ORTA
ÇAĞ TÜRK DÜNYASINDA İNANÇ VE SANAT İLİŞKİSİ
Gündegül
PARLAR |
Modern
insanın ataları, en erken süreçlerden
itibaren yaşamlarında tutunacak, güvenecek
gizli bir varlık aramışlardır. Bu arayışlar
ve inançlar, gökyüzündeki yıldızlar, ay,
güneş, fırtına, gece, gündüz, ağaçlar,
nehirler gibi bütün tabiat olgularından,
korkulan ya da çekinilen varlık ve
olaylardan kaynak almıştır. Dünyanın dört
bir yanında insanlar, inanç sembollerini
taş, toprak, maden, seramik ve hatta
tekstilde bile dile getirmişlerdir. Erken
inanç sistemleri giderek gelişmiş ve
neticede tek tanrılı din aşamasına
ulaşılmıştır.Bu inançlar görsel
malzemeye dökülerek, insan - kültür -
uygarlık - sanat ilişkisinde değerlendirilmesi
gereken objeler ortaya çıkmıştır.
Mitoloji
biliminin kişi, olay ve yaratıklara ilişkin
efsanelerin incelenerek değerlendirilebilmesi
amacına hizmet etmesi son derece hayatî bir
işlevi yerine getirir. Mitoloji sözcüğüne
Grekçedeki Muthos (söz, hikaye) ve
Logos (bilgi-bilim) kelimeleri kaynak olmuştur.
(1)
Mitoloji
dört ana daldan oluşur. Bunlar; Tanrıların
nasıl oluştuklarını inceleyen “Teogoni”,
Evrenin nasıl yaratıldığını inceleyen
“Kozmogoni”, İnsanın nasıl türediğini
inceleyen “Antropogoni”, Geleceği, cennet
ve cehennemi, yeniden dirilişi inceleyen
“Eskatalogya” dır. (2)
Mitolojinin
önemli bir alanı da, kahramanları yücelten
prestij mitleridir. Mitolojinin ögeleri
çok zengindir. Örneğin “Dağlar”; Cudi
Dağı, Sina Dağı, Hira Dağı, ki bunlar
Peygamberler ile kutsallaştırılmıştır.
Hz. Nuh’un Gemisi Cudi Dağı’nda
kalmış, Hz. Musa Tanrı ile Sina Dağı’nda
konuşmuş, on buyruğu orada almıştır. Hz.
Muhammed ile onurlandırılan Hira Dağı ise Müslümanlığın
başladığı ve vahiylerin
geldiği yerdir. Türk mitolojisindeki Kaf Dağı,
masallardaki devlerin yaşadığı, Hz.
Ali’nin ibadet ettiği yerdir. Demir Dağı
veya Ötügen Dağı ki, burada da
Ye’cüc ve Me’cüc gibi yaratıklar
bulunmaktadır. Andolu’daki kutsal dağlar içinde,
Troya Ovası’ndaki İda Dağı, bugünkü adı
ile Kazdağı’dır, Sivas’ta Yıldız Dağı,
Aksaray-Niğde arasında Hasan Dağı hem
Hiristiyanlarca hem de Müslümanlarca kutsaldır.
Adana yöresinde bulunan Arima Dağı’nda
Yunan mitolojisinde bulunan Ekidna yaşamaktadır.
Başı kadın, bedeni yılan olan bu yaratığın
Homeros’un “İliada” eserinde
bahsettiği Arima Dağı’nda hala yaşadığına
inanılmaktadır. Aynı yörede yılanların
şahı olan Şahmaran da yaşamıştır.
Bugün Tarsus’da Şahmaran adını taşıyan
hamamı ve şehrin simgesi olan heykeli
mevcuttur. (3) Hala Anadolu’da kasap, bakkal
gibi dükkanlarda, evlerde Şahmaranı
betimliyen resimler asıldır.(Resim 1) Hint
Kozmogonisi’nde evrenin merkezi olan Meru Dağı
ise bir balığın üzerindedir.
Mitolojide
dağlar gibi, kutsal sayılan ağaçlar da yer
alır. İslamiyet'te nar, zeytin, hurma ve
incir ağaçlarının yanısıra Hz. Adem ile
Hz. Havva’nın yasak meyve yedikleri yaşam
ağacı da bunlardan biridir. Palmet motifi
de, Hayat Ağacı ile inkişaf ederek İslam-Türk
sanatında varlığını hurma ağacı olarak
sürdürmüş, Mısır’dan Mezepotamya’ya,
Anadolu’da Hitit ve Fenike’ye kadar uzanmış,
Yunan sanatında da kullanılmıştır. Ayrıca
Orta Asya kurganlarında çıkan, palmet
motifli objelerde de gördüğümüz
hayat ağacı, Şaman’ın gökyüzüne
çıktığı merdivendir. (4) Şamanizim’de
ak kamlar gökyüzüne çıkarak aydınlık
ruhlar için ayin düzenlerler. İşte bu çıkışlarında
hayat ağacı bu görevi üstlenir. Lotüs ve
palmet, Güneş ve Ay, ateş ve su gibi
kavramlar yaşam ve ölümü
simgelemektedirler.
Çeşitli
kültürlerde değişik anlamlarda bulunmakla
birlikte, ortak özellikleri, ölümden
sonraki yaşamı çağrıştırması ve hayat
ağacı ile betimlenmesidir. (5)
Tasavvufta
görülen bu imgelerden, Tanrı sonsuzluğunu
ifade eden “umman”, Tanrı’nın binbir
yansıması olan “ayna”, gerçeği
gizliyen “perde”, Tanrı aşkıyla yanmayı
ima eden “mum” ve “güneş”, ışık
imgeleri olarak da “ay” ve “yıldızlar”dır.
(6) Şamanizim’den gelen Gök, ağaç, kuş
imgeleri, gökle yeri bağlıyan hayat ağacı,
insan ruhunun görüntüsü olan kuş, ay ve
gezegenleri temsil eden rozetler, güneşin ve
aydınlığın ana simgesi olan aslan,
bereket, bolluk ve sağlık simgesi ejderler
(Resim 2) bu dönemde sanata yansıyan
imgelerdir.
İnançların
görsele döküldüğü figüratif ögeleri
daha iyi anlayabilmek için, Orta Çağ’ın
inanç ve düşünce sistemini anlamak
gerekir. Eski çağlardan beri Astrolojiye
ilgi, Babiller’den başlayarak, Yunan, Roma,
Mısır, Hint ve Çin aleminde her zaman önde
gelen konulardan biri olmuştur. Ancak Orta Çağ’da
bu konular İslam aleminde ön plana çıkmış,
sembollerin özel anlam taşıdıkları düşünülerek,
sihirler, büyüler, astrolojik burçlar ve
gezegenler, 12. yüzyıldan itibaren
Anadolu’da, her türlü malzemede kullanılmıştır.
Özellikle de Orta Çağ bilginlerinin bu
konulara aşırı duyarlılığı, el yazması
kitaplarda, resimli edebi eserler başta olmak
üzere, büyüler, melekler, tılsımlar,
ejderler, mücadele sahneleri ve kutsal
hayvanlar, bütün mimari eserlere ve el
sanatlarına damgalarını vurmuştur. Orta
Asya’dan gelen Türkler, inanç ve sanatlarını,
Anadolu topraklarında sentezleyerek, bunları
orijinal bir kültür- uygarlık sanat
konteksti içinde kullanmışlardır. (7) Bu dönemde meydana getirilen Nasel din
Sivasi’nin “Teskeresi”, Nasıreddin
el- Mahmud tarafından El-Cezire’ye yaptırılan
“Otomato”, bütün İslam aleminin sihir
ve büyü ile uğraştığını gösteren
resimlerle ifade edilmiştir. Bu inançlara göre
de, geometrik ve bitkisel örnekler sonsuzluğun
göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır.
Anadolu’da
dört eyvanlı yapılar, planları dolayısıyla
yüklendikleri anlam açısından kozmik bir
semboldür. Dört rakamının veya dört yönün
seçilişi de tesadüfi değildir. Varoluş,
hava, toprak, su ve ateşten oluşur. Bütün
doğada ritmik dört egemendir. Dört fiziksel
nitelik olan, sıcak, soğuk, kuru ve nem, doğanın
dört ürünü olan, insan, hayvan,
bitki ve metal, simetrik bir kosmos imgesidir.
(8) Bu, Budizim’de de Mandala kozmik
sembolüdür. Dört yönün bir merkez etrafında
toplanması yalnızca Budizime ait olmayıp, Türk
ve Türk devri öncesinde, orduda (Karargah),
Budist Mandala Viharaları’nda, Uygur Türkleri’nin
Viharaları’nda (Manastır), Karahanlı ve
Gazneli’ye geçiş döneminde görülmektedir.
(9) Kutsal dört eyvan şeması,
Abbasiler’de, Part ve Sasani
mimarisinde ve de Selçuklular’da
izlenmektedir. Gene aynı düşünceler içerisinde
ortada bulunan kubbeninde kozmik anlam çerçevesinde,
dörtgen plan (toprak) üzerinde dairesel
kubbe, evrensel bir imge diye yorumlanmaktadır.
Dörtlü diyagram ortasında yer alan kubbeli
mekana örnek verilecek olan Konya Karatay
Medresesi’nin aynı zamanda kubbe çinileri
renkleriyle de, Asya renk sembolü olan
larcivet-gök, siyah-toprak rengine uyularak,
firuze ve siyah çinileriyle kosmos ifade
edildiği yorumu bilinmektedir.
Ayrıca
Tasavvufta rakamlarla yola çıkıldığında
görüldüğü gibi, matematiğin bütün
evrensel yasaların kaynağı, Pythagoras’ın
matematiğinin ise bütün ilimlerin temeli
olduğu kabul edilmiştir. (10)
Ptyhagoras
teorisine göre, fiziksel ritmiği, ürün
varlığını ve de adaleti temsil ettiği için
dört rakamı temeldir. Dört rakamının
ifade ettiği kare ideal bir sembol oluşturmaktadır.
Orta Asya’da, 5. Kurgan’dan çıkarılan
Pazırık Halısı’nda görülen “tört
bulung” da, dört rakamının sembolik
kullanımıyla ilgilidir. (Resim 3) İnaçlarını
bin yıldan fazla koruyan Yakut Türkleri’nin
yakın dönemlere kadar dört köşeli bir dünyaya
inandıkları bilinmektedir. Fuat Köprülü,
R. Arat, S. Çağatay, A. Doruk, S. Tezcan, W.
Bang, A.Von Le Coq, G. Durand, W. Eberhad, A.
Von Cabain, G. R. Thomson gibi çeşitli bilim
adamları, 1931 yılından bu yana yaptıkları
çalışmalarında, Eski Orta Asya kültüründe
karenin kutsal olduğunu, oturulan yurt,
simgesel dilde kent, surlarla çevrili kale
anlamına geldiğini saptamışlardır. (11)
Evren birliğinin içinde en güçlü simge
olarak görülen daire ise, merkez etrafında
sonsuz oluşumu anlatmaktadır. İslam
aleminin düşünürlerinden, 9. yüzyıl
Abbasi dönemi düşünürü, Basralı Ebu
Yusuf Yakub bin İshak el Kindidi (doğa
bilimci, matematikçi ve astrologdur), Platon
ve Aristo’dan kaynak alarak insan varlığının
maddeler dünyasının algılaması ile iç dünyası
arasındaki safhaları, merkezde akl ül
faalin oluşturduğu dairelere bağlamıştır.
İç içe daireler imgesi ise dünya etrafında
dönen gezegenlerle özdeşleştirilmiştir.
Merkezden çıkan ışınlar bütün daireleri
kesmektedir. Böylece de bütün kesişme
noktaları bu halkalarla birbirine bağlanmaktadır.
Platon ve Aristo’nun da kabul ettiği, Mısırlı
Ptolemeus’un ortaya koyduğu ve yüzyıllardır
geçerli olan konsantirik daireler tasarımı
yani kozmik şema hala geçerliliğini
korumaktadır.

Orta
Çağ’da tasavvufî olarak, evrenin yorumu
üzerinde çok etkili çalışmalar yapan İbn
ül Arabi ‘dir. 1240-45 yıllarında İspanya’dan
Mekke’ye gitmiş daha sonra da Anadolu’ya
gelerek Sadreddin Konevi’nin öğrencisi
olmuştur. Ölünceye kadar da bu Hankah’da
kalmıştır. Bu düşünüre göre de,
tecelliyat çeşitli katlara bağlıdır.
Yani, insan dünyaya gelir, kemale erer ve işte
bu eriş için çeşitli yolculuklar yapılır.
İlk yol Allah’tan çıkarak, bütün
alemleri dolaştıktan sonra gene Allah’a
varır ki, bu da dairesel bir dönüşle
gerçekleşir. (12) İbn ül Arabi’nin
Futuhat el Mekkiye isimli dairesel şeması,
el Futuhat el Mekkiye fesrar el Malikiye ve el
Mülkiye isimli birkaç ciltlik eserinde
mevcuttur. Orta Çağ tasavvuflarının,
alem katları, alemde yolculuk gibi imgeleri
Anadolu Selçukluları’nda biçimsel olarak
kendini gösterir. Anadolu kervansaraylarındaki
Taç kapılarda görülen yıldız
sistemlerindeki, ki bunlar umumiyetle 12
kolludur, 12 rakamı ise kozmolojik bir rakamdır.
Yolcuların kervansaraya geliş ve gidişlerini
bu imgeler yerine getirir. Kozmik diyagramın
uygulandığı, Sivas Şifahanesi, Gök
Medrese, Çifte Minareli Medrese, Buruciye,
Erzurum Çifte Minareli Medrese, Aksaray
Sultan Han’ında görüldüğü gibi (Resim
4), gök kubbe mekanlarıyla bütünleşen
taç kapılar bulunmaktadır. Kapılar Hıristiyanlık aleminde de manevi değerler
taşımaktadır. İkonalarda ve kutsal
kitaptan alınan konuların işlendiği
resimlerde özellikle de dikkat çekilerek işlenmişlerdir.
Euclides,
Pythagoras, Platon’un “evren geometrisi”
Doğu’da ve Batı’da Orta Çağ yapılarında
evrenle bütünleştirilerek kullanılmıştır.
Orta Çağ’ın tasavvufi ortamına gelmeden
önceki dönemlerde eski Mısır’dan başlıyarak
her medeniyette gök cisimleri tanrılaştırılmıştır.
Bunların içinde en önemlisi “Güneş”
ve “Ay”dır. Hint mitolojisinde 12 Güneş
Tanrısı, Mısır’da ve Orta
Babil’de Re, Sümerler’de Marduk,
Helenistik dönemde Lübnan’da Baalbik‘ah,
Eski Suriye’de Elegabal, İnkalar’da İnti,
İslamiyetten önce Araplarda Yarlibol diye
isimlendirilen Güneş Tanrıları vardır.
Dairelerin içinde istenildiği kadar sonsuz
çizilebilen yıldızlar da bir geometrik düzendir.
Yıldızları oluşturan kollar yani
ışınlar, birinden ötekine geçmektedir. Sonsuzluğa
giden yollar olarak nitelendirilen
bu açık sistem, bir merkez etrafında dönüşü
göstermektedir ki bu da evrendeki dairesel dönüşü
simgelemektedir. (13) Yani çarkıfelek dönüşüdür.
Kutadgu Bilig’de “Tanrı cihanı yarattı,
durmadan dönmektedir, onunla beraber bütün
gezegenler de dönmektedir” diye bu kozmik düzen
anlatılmaktadır. Geometrik düzenlemeler matematiksel
işlenişlerinin yanısıra
simgesel olarak da görevler üstlenerek
her malzemede sergilemektedirler.
Orta
Çağ'da yıldızların tasavvufî düzen ile
ele alınmasına karşın, gökyüzündeki yıldızlar,
İnsanoğlunun varoluşundan itibaren ilgi
alanlarından biri olmuştur. Gök cisimleri
mitolojisinde dörtlü düzen kendiliğinden
ortaya çıkmaktadır. Dört iklimi gösteren
burçlar, İlkbahar burçları; Koç, Boğa İkizler,
Yaz burçları; Yengeç, Aslan, Başak,
Sonbahar burçları; Terazi, Akrep, Yay,
Kış burçları; Oğlak, Kova, Balık’tır.
Ancak astroloji ile astronominin birbiriyle
karıştırılmaması gerekir.İslam aleminde
astroloji, tanrısal iradeye ters düşmektedir
ki bu da eski dönemlerde yıldızların tanrısallaştırılması
olayıdır. Ancak burçlar, gezegenler
mitolojik yönleriyle ele alınmalıdırlar.
Mitolojide sayılar geniş bir yer tutar.
Kutsal yanları olduğu gibi büyüsel,
sihirsel bir yanları da vardır. Mesela yedi
rakamı gök katlarını ifade eder. Dünya
yedi günde yaratılmış, yedi gezegen, özellikle
de simyacıların yedi metalle yedi gezegen
arasında kurdukları bağdan söz edilebilir.
Güneş-altın, Ay-gümüş, Jüpiter-kalay,
Venüs-bakır, Satürn-kurşun, Mars-demir,
Merkür-cıva. Yedi melek, Katoliklerde yedi
ayin, yedi ölümcül günah, yedi afet, dünyanın
yedi harikası, Gılgamış destanında Uruk
Kenti’nin yedi bilgeyle yapılışı, yedi
kat cehennem, büyük, küçük ayı takım yıldızlarının
yedili oluşu, destanlarda yedi ile anlatımlar,
“yedisinden yetmişine” halk söyleşileri,
yediveren gülü gibi bitkisel isimler, bu örnekleri
çoğaltmak mümkündür. Gene 40, 12 ve 3
rakamları da önemli mitolojik sayılardandır.
Mitolojide bahsedebileceğimiz sular da önemli
bir yer tutar. Kuyulara örnekler sayısız
denilecek kadar fazladır. Kutsal sular, yani
Ab-ı Hayat, ölümsüzlük suyudur. Bu suyun
Kaf Dağı’nda olduğuna işaret edilir. Hz.
Hızır bu suyu içenlerden, Büyük İskender
ise arayıp da bulamayanlardandır.
Mekke’de zemzem suyu gibi kutsal sular
mitolojide de çok zengindir. Sularla
ilgili pek çok efsanelerde, kaynaklar da görülmektedir.
Ayrıca mitolojik yaratıklar, ulu kişiler
mitolojisi, Peygamberler ve mucizeleri
mitolojileri de çok zengin konulara
sahiptir.Ancak bu makalede, Orta Çağ Dünyasındaki
inanç ve sanat ilişkisinin genel yapısına
dikkati çekerek, Orta Çağ Türk Dünyasında
inanç ve sanat ilişkisinin çok yönlü
kaynak ve kökleriyle birlikte değerlendirilebilmesi
gerektiğinin işaret edilmesine çalışıldığından,
bu konularla ilgili zengin materyallerin
detaylı anlatımına gidilmemiştir.Burada
ana hatlarıyla vurgulanmaya çalışılan
söz konusu materyallerin Türk kültür-uygarlık
ve sanatı üzerinde çalışan uzmanlar tarafından
sanat ve bilgi ilişkisi açısından
irdelenmesinin gerektiği belirtilerek, Türk
sanatı tarihinde konu ve anlam çözümlemelerinde
yeni açılımlara ulaşılmasının günümüzün
ihtiyacı olarak belirdiğinin vurgulanması
amaçlanmıştır.
|
|
DİPNOTLAR
|
|
(1)
(Krş) Metin And, Minyatürlerde Osmanlı-İslam
Mitologyası, Akbank Yayınları, İst.1998,
s.22.
(2)
Metin And, a.g.e.s. 23.
(3)
Gündegül Parlar, Şahmaran Mitolojisi, Dünden
Bugüne I. Tarsus Sempozyumu, Berdan Tarih ve
Kültür Varlıklarını Koruma Vakfı Yayınları,
Tarsus, 1998, s.135.
(4)
Gündegül Parlar, Andolu Selçuklu
Sikkeleri’nde Yazı Dışı Figüratif Ögeler,
Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2001,
s.128.
(5)
Gündegül Parlar, Anadolu Selçuklu
Sikkeleri’nde Bitkisel Bezemeler, Prof. Dr.
Zafer Bayburtluoğlu Armağanı, Sanat Yazıları,
Kayseri Büyükşehir Belediyesi Yayını,
Kayseri, 2001, s.47.
S.
Küçük, Sanat Tarihi Termolojisi’nde Lotüs
ve Palmet, C.E. Arseven Anısına Sanat Tarihi
Semineri, Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul,
2000, s.255.
(6)
Semra Ögel, Anadolu’nun Selçuklu Çehresi,
Akbank Yayınları, İstanbul, 1994, s.63.
(7)
(Krş) Gündegül Parlar, Dünü ve Bugünüyle
Harput Sempozyumu, T.Diyanet Vakfı Elzığ Şubesi
Yayınları, Elazığ, 1999, s356
(8)
Gündegül Parlar, Sanat Tarihi Yönleriyle Figürlü
Anadolu Selçuklu Sikkeleri, I.Uluslararası Selçuklu
Kültür ve Medeniyeti
Kongresi, Selçuklu Üniversitesi, Konya, 2001,
Cilt II., s.l89.
(9)
Semra Ogel, a.g.e., s.67.
(10)
Semra Ögel, a.g.e., s.95.
(11)
Fuat Tekçe, Pazırık, Kültür Bakanlığı
Yayını, Ankara, 1993, s.96.
(12)
Semra Ögel, a.g.e.. s.100.
(13)
Semra Ögel, a.g.e.s.98
KAYNAKÇA
AND,
Metin, Minyatürlerde Osmanlı-İslam
Mitologyası, Akbank Yayınları, İst., 1998.
ARAZ,
Rıfat, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Sufiliği,
Erdem, Dil Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür
Merkaezi Başkanlığı, Ankara, 1996.
ÇAKMAKOĞLU,
Alev, Türk Sanatında Lale ve Palmet
Motifleri, Belleten, Ankara, 1992.
GÜNGÖR,
Harun, Eski Türklerde Din ve Düşünce, Türkler,
Yeni Türkiye, Ankara, 2002, cilt 3.
İNAN,
Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Türk
Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 2000.
KÜÇÜK,
Sevgi, Sanat Tarihi Termolojisinde Lotüs ve
Palmet, C.E. Arseven Anısına Sanat Tarihi
Semineri, M. Sinan Üniversitesi, İstanbul,
2000.
OYMAK,
İskender, Türkistanda Zerdüştlüğün Yayılması
ve Etkileri, Türkler, Yeni Türkiye Yayınlar,
Ankara, 2001, cilt 3.
ÖGEL,
Semra, Anadolunun Selçuklu Çehresi, Akbank Yayınları
, İstanbul, 1994.
ÖGEL,
Bahaddin, Türk Kültür Tarihi, Türk Tarih
Kurumu, Ankara , 1991.
-
Türk Mitolojisi, C.I.-II., Türk Tarih Kurumu ,
Ankara, 1993.
ÖNEY,
Gönül, Anadolu Selçuklu Mimarisinde Süsleme
ve El Santları,Türkiye İş Bankası Yayınları,
Ankara, 1978.
PARLAR,
Gündegül, Şahmaran Mitolojisi, Dünden Bugüne
I. Tarsus Sempozyumu, Berdan Tarih ve Kültür
Varlıklarını Koruma Vakfı Yayınları,
Tarsus, 1998.
-
Andolu Selçuklu Sikkelerinde Yazı Dışı Figüratif
Ögeler, Kültür Bakanlığı Yayınları,
Ankara, 2001.
-
Anadolu Selçuklu Sikkelerinde Bitkisel
Bezemeler, Prof. Dr. Zafer Bayburtluoğlu Armağanı,
Sanat Yazıları, Kayseri Büyükşehir
Belediyesi Yayını, Kayseri, 2001.
-
Dünü ve Bugünüyle Harput Sempozyumu,
T.Diyanet Vakfı Elzığ Şubesi Yayınları,
Elazığ, 1999.
-
Sanat Tarihi Yönleriyle Figürlü Anadolu Selçuklu
Sikkeleri, l.Uluslararsı Selçuklu Kültür ve
Medeniyeti Kongresi, Seçuklu Üniversitesi,
Konya, 2001, Cilt II.
TEKÇE,
Fuat, Pazırık,Kültür Bakanlığı Yayını,
Ankara, 1993.
ŞENTÜRK,
Şennur, Cam Altında Yirmi Bin Fersah, YAPI
KREDİ Kültür Sanat Yazıları, İstanbul,
1997
|
|
|