Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
Başa
dön
|
|
SİLİVRİ'NİN KAYBOLAN KİLİSELERİ
Prof. Dr.
Tayfun AKKAYA
|
Trakya'da
İstanbul'a bağlı bir liman kasabası olan
Silivri (=Selymbria)'nin ilk iskânı, ele geçen
buluntulardan anlaşıldığına göre "geç
kalkolitik çağ"a kadar uzanmaktadır.
Silivri'nin takriben 10 km. kuzey-doğusunda ve
İstanbul-Edirne, Tekirdağ kıyı asfaltlarının
kavşağında bulunan Kanallı köprü mevkiinde
1961 yılında Ankara'da İngiliz Arkeoloji
Enstitüsünden D.H. French tarafından bu çağa
ait bazı keramik parçalar elde edilmiştir.[1]
Daha sonra, Türk Tarih Kurumu adına Türkiye
Trakyası Prehistorik arkeolojisi ve
antropolojisi üzerine 1959'dan itibaren
başlayan araştırmalar olumlu sonuçlar vermeye
başlamış ve 1962 senesinde aynı höyükten
birkaç keramik parçası daha elde edilmiştir.[2]

Thrak
kökenli Phryga'lılar, M.Ö. 700 dolaylarında
uygarlıklarının altın çağını yaşamışlar ve
Anadolu'nun en güçlü devleti olmuşlardır.[3]
Phryg Krallığının sınırları tam güvenle tespit
edilebilmiş değildir. İlkçağın klasik
döneminde olsun, daha sonra olsun Marmara
Denizinin güney kıyılarına ve o arada Troia
şehri dolaylarına kadar yayılmış olduğu
anlaşılan Phrygia'lıların[4]
Selymbria'yı M.Ö. 7. yüzyıldan önce iskân
etmiş olmaları ihtimali kuvvetlidir. Daha
sonra da Megara'dan gelen Yunan kolonisinin
buradaki yerleşmiş halkla birleştiği bir
hipotez olarak ortaya konulabilir.[5]
Yerleşim
mahalli, küçük ve doğal bir limanın çok
yakınında olup, Propontis (= Marmara Denizi)'e
bakan dik bir yamaç üzerinde yer almaktadır.[6]
Perinthos (= Marmara Ereğlisi)[7]
ile Byzantion arasındaki bu bölgenin coğrafi
konumu da sürekli aynı ad ile iskân
edilişinden dolayı tam olarak bilinir.[8]
İlkçağ
boyunca gelişimini sürdüren kasaba, Bizans
devri içinde önemini daima korumuş ve güçlü
kalesi ile birlikte bu sayfiye yeri olarak da
tercih edilmiştir. I. Leon (457-474)'un Bizans
İmparatoru olduğunda burada ikâmet ettiği
bilinmektedir.[9]
Bizans'ı batıya bağlayan sahil yolu üzerinde
bulunan güçlü kalesi ile Selymbria,
Byzantion'un bir ileri karakolu olarak büyük
bir önem taşımaktaydı.[10]
Bunun için daha sonraları da
Konstantinopolis'in dış surları içine dahil
edilmiştir.[11]
Silivri'de
Alexios Apokaukos kilisesinin harap temelleri
dışında kiliselere dair ne yazık ki pek birşey
kalmamıştır. Bu yazıda, Silivri'nin gerek
Bizans gerekse daha sonraki devre ait dinî
mimari örneklerinin, elde mevcut bulunan
yetersiz malzemenin ve kaynak araştırmalarının
ışığında ortaya konulması amaçlanmıştır.
ALEXIOS
APOKAUKOS KİLİSESİ
Selymbria
(= Silivri)'daki dinî mimari örneklerinden en
önemlisi, Bizans'ın son devrine ait olan ve
fetihten sonra Fatih'in bir vakfı olarak
camiye çevrilen[12]
ve şimdi hemen hemen yok olmuş durumda bulunan
Alexios Apokaukos kilisesidir. Selymbria
kalesinin içinde merkezî bir konumda yer alan
bu yapıdan bazı seyyahlar da söz etmiştir.
XVII. yüzyıldaki Büyük Türk gezgini Evliya
Çelebi, bu yapıyı "Hünkâr camii" diye
adlandırır.[13]
1854 senesinde Silivri'yi ziyaret ederek
önemli bilgiler veren E. Jouve'un bu yapı
hakkında biraz olsun ışık tutan bir tasviri
mevcuttur.[14]
Jouve'un dışında bu yapıyı etraflıca tasvir
eden başka bir seyyaha rastlamak mümkün
olmadı.[15]
Fatih camii
adıyla kiliseden çevrilen bu yapının hüviyeti,
bu konuda en geniş çalışmaları yapan Prof. Dr.
Semavi Eyice'nin yayınlarından[16]
önce bilinmemekteydi.[17]
S. Eyice'nin bu araştırmaları sayesinde
İstanbul'a yakın dış çevrelerden Selymbria'da
XIV. Yüzyılın ilk yarısı içlerinde, Bizans
tarihinde önemli bir yeri olan Alexios
Apokaukos[18]
tarafından yeniden yaptırılan ve
Palaiologos'lar devrinin mimarî özelliklerine
sahip bu eserin etraflıca tanınması
sağlanmıştır.[19]
Alexios
Apokaukos kilisesinin bugünkü durumu:
Selymbria
kalesinin ortasında ve Fatih camii caddesinin
sonunda meyilli bir arazi üzerinde yer alan
yapıya düz bir zemin hazırlamak gayesiyle
kuzey tarafta büyük taş bloklarından yapılmış
bir duvar ve buna dayanan destekler
kullanılmıştır. Kilise bu düz platformun
üzerine inşa edilmiştir. Yapının altında ise
geniş ölçüde bir sarnıç uzanmaktadır.

Kilisenin
dışarı taşkın pastophorion hücrelerinin temel
kalıntıları harçla sıvanmış bir şekilde
izlenebilmektedir. Yapının harabeleri en son
Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmış
ve bugünkü halini almıştır.[20]
Ancak, kalıntıların tamamen harçla sıvanması
yenidir. Nitekim, kuzey yan apsis kalıntısı
1982 Haziranında tamamen harçla kaplı olmayıp,
doğu cephede taş ve tuğla inşaat
görülebilmekteydi. 1983 Mayısında ise
tamamiyle harçla sıvanmıştır. Güney apsis
kalıntısı için de aynı durum söz konusudur.
Güney cepheden kalan bir temel duvarı da aynı
şekilde harçla sıvalıdır. Kuzey cepheden ise
yerden yüksekliği 1m.yi bulmayan temel
duvarları kalmıştır. Kilisenin zemini üzerinde
sağa sola dağılmış vaziyette mimarî parçalara
rastlanmaktadır. Apsis kalıntılarının hemen
doğusuna yeni Fatih camii inşa edilerek,
1980'de ibadete açılmıştır. Camiye ait yeni
bir şadırvan da kilisenin güney cephesi
kalıntılarının hemen yanına inşa edilmiştir.
Daha geride ise eski Fatih camiine ait
yıkılmış minarenin kaidesi hâlâ durmaktadır.

Alexios Apokaukos kilisesinin ana apsisine ait
hiç bir duvar kalıntısı görülmemekte olup,
gerek bu apsisin yerinde gerekse yan
apsislerin içinde ağaç ve çiçek
yetiştirilmektedir. Görüldüğü gibi bu son
kalıntılar, yapı hakkında bir fikir verecek
durumda olmayıp, sadece kilisenin yerini
tespit etmeye yaramaktadırlar. Vakfın
belgelerine göre, bakımını sağlamak için
Trakya'da zengin mülke sahip olan caminin yok
olması tamamen kasabanın etnik yapısıyla
ilgilidir.[21]

Plân
özellikleri:
Apokaukos
kilisesine ait plânın izlerini bugün teşhis
etmek imkânı kalmamıştır. Kilise, altında yer
alan sarnıçtan daha küçük ölçüdedir. Binaya
giriş batı tarafta bir narthex vasıtasıyla
sağlanmıştı. Bu narthex'in güney yanında
bitişik, eski resimlerde Fatih Camine ait
olarak seçilebilen bir minarenin kaidesi
mevcuttur.
Vaktiyle,
S. Eyice tarafından yapının apsislerinin
biçimi ve birkaç duvar harabesinden hareketle,
Atina Akademisindeki "Stamoulis Arşivi"nden
sağlanan bozuk bir fotoğrafın da yardımıyla bu
kilisenin mimarî özellikleri tahmin yolu ile
tespit edilmişti: Yunan haçına benzeyen bir
plâna, batıda narthex bölümüne ve dışarıda
taşkın apsise sahipti, kuzeydeki küçük apsis
yıkılmadan kalan tek parça olup, güneydeki yan
apsis ise temel kalıntıları halinde
seçilebilmekteydi. Ana apsis daha o zaman bile
tamamen kaybolmuştu. 1964'te yayınlanan bu ilk
yazıda, mevcut buluntulardan dört sütunlu
yunan haçı plânına olan benzerliğine
değinilmişti.[22]
Selymbria
kalesi ve Anastasios suru üzerinde çalışmalar
yapan F. Dirimtekin ise, vaktiyle burada bir
bazilikanın bulunduğunu ve Bulgarların bu
yapıyı 915'de tahrip ettiğini daha sonra eski
bazilikanın yerine daha küçük plânlı bir
kilise yapıldığını ileri sürerek, bu kilisenin
kuzey ve güney apsislerinin kalıntılarından
anlaşıldığına göre üç apsisli olduğunu ve
zamanın âdetine uygun olarak inşa edildiğini,
üç kapıdan girilen ufak bir narthex bölümüne
sahip bulunduğunu belirtmiştir.[23]
S.
Eyice'nin 1954'deki yazısından sonra, Alman
Arkeoloji Enstitüsü Arşivinde bulunan bu
kiliseye ait iki eski fotoğraf sayesinde S.
Eyice'nin ileri sürdüğü "binanın apsislerinin
son devir Bizans mimarisinin karakterine sahip
olduğu" görüşü kesinlik kazanmıştır.[24]
Dış mimarî
hususunda sağlanan deliller olan bu
fotoğraflar yapının iç mimarîsi hakkında pek
yardımcı olamamıştır ve yapının üst örtü ve iç
destek sistemini yansıtmaktan çok uzak
kalmıştır. Bilinen klâsik tiplerin hiçbirine
uymayan bu kilisenin plânı ve karanlıkta kalan
bu hususlara dair bazı düşünceler ise ayrıca
yayınlanmıştır.[25]
1972'de
önce üzerinde kilisenin yer aldığı terası
oluşturan büyük sarnıç temizlenerek restore
edilmiştir. Başlangıçta bu alt kısmın camiye
çevrilmesi düşünülmüş, daha sonra caminin
terasa konulması tercih edilmiştir. İlk
projede, yeni yapılacak Fatih camii, kaybolmuş
kilisenin tüm yerini işgal ediyordu. Bu proje
iptal edilerek, caminin yine sarnıç üzerine ve
biraz daha doğuya yapılması teklif edilmiştir.
Bu yeni proje, caminin girişinde ve avlusunda
Bizans kilisesinin izlerinin ve kalıntılarının
bulundurulmasını öngörmekteydi. Bu proje de,
önceleri Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar
Yüksek kurulu tarafından kabul edilmesine
rağmen yürümemiş, tek yapılan kilisenin
bulunduğu yerin temizlenmesi olmuştur.
Böylece, kilisenin izleri ve mermer döşemesi
ve ortaya çıkmıştır.[26]
Ancak, daha sonra bu proje uygulamaya konulmuş
ve 1980 senesinde ibarete açılan yeni Fatih
camii inşa edilmiştir.
Kilisenin
altında bulunan 50 m. 10 x 10 m. 20 ebadındaki
büyük ölçüdeki sarnıcın iki duvarı, kilisenin
kuzey ve güney yan duvarlarıyla birleşmekteyse
de kilisenin diğer mimarî elemanları alt
kısmın yapısı ile bağdaşmamaktadır. Bu da S.
Eyice tarafından belirtildiği gibi, binanın
üst yapısının fazla ağır olmaması gerektiğine
işaret etmektedir.
Kilisenin
batısındaki narthex, iki küçük kapıdan yan
neflere geçişi sağlamaktadır. Ortada ise
narthex, mermer sütunlara oturan bir kemerle
kilisenin ana mekânına açılmaktaydı.
Sütunların araları mermer pervazlarla
süslenmişti. Bu sütunlara oturan kemerlerden
ortadaki ana girişi çevreliyordu. Yandakiler
ise pencerelere aitti. Kilisenin dışarı taşkın
üç apsisi vardı. Ana apsis, camiye tahvil
sırasında ortadan kalkmış olup, bir duvar
kalıntısı bu apsisin yerni gizlemekteydi. Buna
karşılık iki yan apsis bu yüzyılın başlarına
kadar gelebilmişti.
S.
Eyice'nin ilk yazısında ileri sürülen
"ortadaki kubbenin dört sütunla desteklenerek
teşekkül eden Yunan haçı plânı" düşüncesi,
temizleme çalışmaları sırasında hiçbir köşe
duvarının kalıntısı veya temeli ortaya
çıkmadığından çürümüş ve bunun üzerine yeni
bir çözüm aramak lâzım gelmişti. Bu hususta
yardımcı olabilecek birtakım yeni dökümanlara
da gerek vardı ve S. Eyice, seyyah E. Jouve'un
tasvirlerini hatırlamakta yarar görmüştü.[27]
Jouve'un
kitabından alınan bu pasaj şu şekildedir:
"... Şehrin
merkezinde garip camiye bakmak için durdum.
Bir Rum kadınının haç çıkarmasıyla bunun eski
bir kilise olduğunu anladım. Zaten binanın
stili, sütun başlıklarında ve süslemelerdeki
haçlar ve azizlerin monogramları tapınağın
eski şeklini açıklıyordu. Kilisenin eski
apsisi hâlâ duruyordu. Türkler bir köşeye
tahtadan yapılmış ve boyanmış kendi
minberlerini koymuşlardı. Ana bölümün mermer
tavanı iki sıra küçük kemerlerle taşınıyor, bu
kemerleri de ince ve yassı, yani on parmak
genişliğinde ve altı parmak kalınlığındaki
köşeli sütunlar tutuyor. Müslümanlar, bu ele
geçirilmiş kiliseyi, kendilerinin sebep olduğu
sefalet yüzünden terketmişler. Bir kasırga
tarafından yarı yarıya yıkılmış kurşun çatı
tamir edilmediği için yağmur iç kısımlara
sızmış, tavanları çürütmüş ve sarmaşıklar da
boş çaprazlardan girmeye başlamış..."[28]
J. H.
Mordtmann da bu kiliseyi görmüş ve şu şekilde
tasvir etmişti:
"Surların
arasında camiye çevrilmiş -Fethi camisi- bir
kilisenin harabeleri duruyordu. Bu cami yıllar
boyu harap olmuştu. İçerde sıvaların altından
Hıristiyan süslemeleri görülüyordu.
Duvarlardan birinin üzerinde bir lahit vardı.
Üstünde monogramların bulunduğu sekiz Bizans
sütunu da orada duruyordu.."[29]
Jouve'un ve
Mordtmann'ın bu tasvirlerinden de
faydalanılmak suretiyle S. Eyice tarafından
kilisenin bir çatıya sahip olduğu ve neflerin
de yuvarlak değil de dört köşeli sütunlar
tarafından ayrıldığı sonucu çıkarılmıştır. Bu
sütunların sayısının sekiz olduğu
düşünüldüğünde, her sırada kemerlerle
birleştirilmiş dört sütun olması gerektiği,
bunların da pencereli ya da penceresiz tavan
duvarlarını taşıdıkları da ifade edilmiştir.[30]

Bu harap
kiliseden onaltı adet sütun başlığı 1903
senesinde İstanbul Arkeoloji Müzesine
getirilmiştir.[31]
J.H. Mordtmann ise, bu müzedekiler arasında
olmayan başka iki sütun başlığından
bahsetmiştir. Bunlar da, G. Seure tarafından
Stamoulis koleksiyonunda yayınlananların
aynısı gibi görünmektedir.[32]
O zamandan beri bu iki başlık kaybolmuştur.
Böylece sütun başlıklarının toplam sayısı 18
olmaktadır. Bunlardan bir çoğu "T" biçiminde,
iki tanesi ise "L" biçiminde yontulmuştu. Bu
mimari elemanların boyutlarına bakılırsa,
bunların bir "ikonastasis"e ait
olabilecekleri, ancak bunları dikdörtgen
sütunlar üstünde gördüklerini yazanlar
olduğuna göre ortaya iki varsayım çıktığı
hususu S. Eyice tarafından belirtilmiştir. Bu
varsayımlar şöyledir:
"1. Yunan
haçı şeklinde olan kilisenin iki yan
kollarında, ayaklarla taşınan galerileri
vardı. Aynı durum, İstanbul'daki Gül camiinde
mevcuttur. Bu "Yunan haçı" batıda dört sütun
ile, diğer taraflarda köşe duvarlarıyla
teşekkül etmektedir. Bu sonuç biraz
şüphelidir, çünkü kilisenin kubbesi yoktu ve
ana destekler arasındaki mesafe iki ya da üç
sütun ayağı için yeterli ise de bir dördüncüye
yer kalmamaktadır.
2. Kilise,
her sırada dört sütunun bulunduğu bir
"bazilika" idi. Bu akla yakın bir sonuçtur.
Sütunlar üzerinde, "narthex"in ve "pastophorion"
tarafındaki kemerlerin bağlantı noktalarına
yerleştirilmiş küçük sütunbaşlıklarının, yan
duvarlarda oyulmuş benzerleri vardı. Hiçbir
yazar, galerilerden bahsetmediğine göre
yapının böyle bir özelliği yoktu."[33]
Böylece,
kilisenin "bazilika" plânına sahip olması
gerektiği anlaşılmaktadır. Benzer bir örnek
olarak da Arta'daki St. Theodora kilisesini[34]
göstermek mümkündür. Alexios Apokaukos
kilisesinin Palaiologos'lar devrinde yeniden
yapıldığı kesin olup, bu yapı karşımıza
Bizans'ın son devrine ait ilginç bir
"bazilika" tipinde örnek olarak çıkmaktadır.
Üst örtü
sistemi:
Apokaukos
kilisesinin üstünün nasıl kapatılmış olduğu
başlı başına bir sorundur. Seyyah Jouve'un
ifadesinden de anlaşıldığı kadarıyla bir kubbe
söz konusu olamaz. Kilisenin çatısı destek
sisteminden ve alt yapısından dolayı hafif,
yani ahşap olması gerekmektedir. Bu çatı da
yukarıdaki varsayımlar gibi iki değişik
biçimde olabilir. Bu hususlar da S. Eyice
tarafından ortaya konulmuştur:
"Eğer
kilisenin kemer üzerinde pencereli çatı
duvarları var idiyse, ana bölümün çatısının
doğal olarak yan neflerden yüksek olması
gerekmektedir. Böyle bir durum yoksa iki
eğimli bir çatı bütün binayı örtmüş olabilir.
Ancak, keresteden yapılmış bile olsa, böyle
bir çatının incecik ayaklar tarafından
taşınması bu tezin zayıf tarafıdır. Buna
karşılık eldeki verilerle daha tatminkâr bir
sonuca ulaşmak imkânsızdır."[35]
Dış
mimarisi
Kilisenin
dış mimarisi Palaiologos'lar devri yapı
sanatına tam bir uygunluk göstermektedir.
Aynen Fenârî İsa camiinde olduğu gibi burada
da apsis çıkıntısı iki sıra düz ve yarım
yuvarlak nişler ile hareketlendirilmiş, bu
düzen güney cephede de devam ettirilmişti.
Burada ayrıca alt nişlerin kemer aralarındaki
üçgen satıhlarda çeşitli motiflere göre
yerleştirilmiş, taş ve tuğladan her bir
satıhtaki değişik bir bezeme dizisi meydana
getirilmişti. Burada da vertikal hatların
hâkimiyeti, muntazam taş ve tuğla şeritlerinin
ve aralarındaki silmelerin horizontal hatları
ile dengelenmişti.[36]
Tarihlendirme:
Kilisenin
dış mimarîsinden dolayı Bizans'ın son devrinde
yeniden inşa edildiği kesinlik kazanmaktadır.
Ayrıca bunu destekleyen bir husus, 1903
senesinde İstanbul Arkeoloji Müzesine
getirilen bu yapıya ait sütun başlıklarından
bir kısmının isim, soyad ve ünvan gibi
okunabilecek monogramlar ihtiva etmeleridir.
Bu
monogramlar şu şekildedir okunmaktadır:
Alexios,
Apokaukos, parakoimomenos, ktetor (kurucu)

Stamoulis
ve Mordtmann aynı tipte iki sütun başlığından
da söz etmektedirler. Bunların monogramları da
şu şekilde çözülmüştür:
Ionnes,
Theologos?
Buradaki
Theologos çözümü doğru olarak kabul edilemez,
çünkü monogramda yer alan "P" (Rho) harfinin
çözümde bulunmaması bu hususu
desteklemektedir. G. Mendel ve S. Eyirce de bu
çözümü yeterli bulmamışlardır. Bu biri
çözülemeyen monogramı ihtiva eden sütun
başlıkları müzeye nakledilememiş ve
kaybolmuştur.
Bunlardan
başka G. Seure, Stamoulis
koleksiyonunda yer alan üç monogramı
da yayınlamıştır. Bu monogramlardan ikisi
kolaylıkla çözümlenirken üçüncüsünün ise neyi
ifade ettiği anlaşılamamıştır.[37]
Bu
monogramlar da şu şekildedir:

Bu
monogramları ihtiva eden başlıklar da müzeye
nakledilemeyerek kaybolmuşlardır. Ancak,
bunlar Fatih camii harabelerinde değil,
Ortodoks Başpiskoposluğu binasında
bulunmuşlardı.[38]
S.
Eyice'nin ilk yazısında bütün bu hususlar göz
önüne alınarak şu şekilde bir değerlendirme
yapılmıştır:
"1.
İstanbul Arkeoloji Müzesinde bulunan sütun
başlıkları eskiden Epibates olan sonra adı
Bigados şeklini alan bugünkü Selimpaşa'dan
değil, Silivri'den gelmiştir. Onları
Selimpaşa'dakilere benzetmek için hiç bir
ipucu yoktur.
2. Bu sütun
başlıkları, 1903 senesinde müzeye gelinceye
kadar Fatih camiinde bulunmaktaydılar.
3.
Başlıklardaki monogramlarda binanın
kurucusunun ad ve soyadı ile ünvanı olan
Alexios, Apokaukos, parakoimomenos ve ktetor
ad ve terimleri yer alıyordu.
4.
Kilisenin patronu Aziz Ionnes Prodromos'a ait
olabilecek iki monogramın ne olduklarını hâlâ
bilinmiyor. Bunlardan birincisi: Ioannes
olabilir, fakat ikincisinde: Theologos
çözümünde dört harfi görmek imkânsızdır.
5.
Başpiskoposluk binasında bilinmeyen diğer
sütun başlıkları muhafaza ediliyordu.
Üstlerinde Alexios, Dukas ve sonuncusu
anlaşılamayan isimlerin monogramları
mevcuttu."[39]
S. Eyice,
ayrıca "Alexios" ve "Apokaukos" çözümlerini
doğru farzettiğimizde, Alexios Apokaukos'un bu
kilisenin kurucusu veya en azından restore
edicisi olduğunun aşağı yukarı kesinlik
kazanacağını da belirtmiştir.
Alexios
Apokaukos, 1321-1328 senelerinde "parakoimomenos"
ünvanına sahip olmuştu. Sütun başlıklarındaki
monogramlar içinde de teşhis edilen bu ünvan,
böylece onun hayatıyla da uygun düşmektedir.
Alexios,
yıkılmakta olan Bizans imparatorluğunun
zayıflığından kendi menfaatleri doğrultusunda
faydalanmış, entrikaları ve düşmanlarına karşı
acımasızlığıyla Bizans tarihinde tanınmıştır.[40]
Bithynia doğumlu olup, II. Andronikos'un
yeğeni ve Mora valisi Andronikos Asen
(1316-1321)'in yanında eğitilmiştir. Kurnazca
hazırlanan bir entrika ile kısa sürede çok
zengin olmuştu. II. Andronikos (1282-1328) ile
genç III. Andronikos (1328-1341)'un
mücadelesine karışarak, iç savaşa paraca
destek olmuştur. 1321'de cereyan eden bu iç
savaştan dolayı "parakoimomenos" ünvanını elde
etmiştir. Başta geçen III. Andronikos'un
saltanatı sırasında sarayda etkin bir rol
oynamış ve "Megadioiketes" (= Megas Duks =
Büyük Dük) ünvanını da almış, ayrıca
imparatorluğun hazinesi ve malî yönetimi ona
emanet edilmiştir. Kısa bir süre sonra
adaların genel müdürü ve amiral olarak
atanmıştır. Büyük bir ihtirası olduğundan
daima tahta geçmek arzusunu içinde taşımış ve
1341'de III. Andronikos ölünce bunun için
plânlar yapmıştır. V. Ioannes Palaiologos
(1341-1391'u Epibates'de yaptırttığı kaleye
kaçırarak zehirlemek istemiş ve VI. Ioannes
Kantakuzenos (1347-1354)'a da müttefiklik
teklif etmişse de bir netice alamamıştır.
Kantakuzenos imparatorluğu ele geçirilince,
Megas Duks Alexios Apokaukos ona düşman
olmuştur ve bir terör rejimi kurarak devamlı
imparatorla mücadele etmişse de neticede 1345
yılında, sarayın zindanlarına arttırdığı
kurbanlarının elinde linç edilerek
öldürülmüştür.[41]
Alexios Apokaukos, ayrıca çağdaşları
tarafından içtenlikle olsun veya olmasın
hekimlik dalındaki bilgileri
Hippokrates'inkinden daha fazla olan bir âlim
olarak da gösterilmiştir.[42]
S.
Eyice'nin belirttiği gibi, Selymbria (=
Silivri'daki bu Bizans kilisesine ait sütun
başlıklarının monogramları Alexios
Apokaukos'un ünvanı veisimleriyle kolayca
teşhis edilmektedir. Aleksios'un halk
tarafından tutulmamasına rağmen katledildikten
sonra nasıl olup da isminin unutulmadığı merak
edilebilir. Ancak, bu linç etme olayından
sonra katiller acımasızca cezalandırılmış ve
resmi olarak da Alexios Apokaukos'un anısı
silinmemiştir.[43]
Böylece burada Bizans'ın son devrine ait
oldukça ilgi çekici bir kilise ile
karşılaşmaktayız. S. Eyice'nin çalışmaları
sayesinde kilisenin kurucusu, tarihi, dış
mimarîsi ve bazı tahminlere dayanan plânı
üzerinde kesin çözümlere ulaşmak içinse elde
edilecek yeni bulgulara kesinlikle ihtiyaç
vardır. Eldeki veriler, şimdiki halde hiç
olmazsa eserin hatırasını yaşattıklarından
önemlidirler ve son devir Bizans mimarîsi
içinde ela alınması gereken ilginç bir örneği
ortaya koymaktadırlar.
Diğer
kalıntılar:
Alexios
Apokaukos kilisesiyle ilgili birkaç kalıntıdan
bahsedecek olursak, bunlardan birincisi eski
resimlerde kilisenin içinde görülen bir
lahittir. Mordtmann'a göre bu sarkofaj (lahit)
kilisenin kurucusuna aitti. Lahit, S. Eyice
tarafından kale parkında görülmüştü. Bizim
1982 haziranında yaptığımız araştırmalarda da
parkın içinde doğudaki duvarın dibinde
durmaktaydı, ancak sadece bir cephesine ait
kırık bir parça otlar arasında
görülebilmekteydi. 1983 mayısında yaptığımız
çalışmalar sırasında ise tanınmayacak bir hale
gelmişti. Lahtin ölçüleri S. Eyice tarafından
şu şekilde verilmişti: Uz., 2m.50; gen.,
1m.20; kal., Om.11; yük., Om.80. Mevcut iki
yüzünde çelenk süslemeleri yer almaktaydı (S.
Eyice, Selymbria, 1964, lev.VII, res.12).
Bu lahtin
tam bir benzerine Silivri elektrik
santralından Gazitepe köyüne giderken 2 km.
mesafede Akçaçeşme çayır içme suyu tesisleri
mekviinde yol kenarında sağ tarafta otlar
içinde rastladık. Bu lahit, Türk devrinde
yalak olarak -büyük bir ihtimalle Ali Bey
mahallesindeki çeşmenin yalağı-
kullanıldığından dört kenarı da sağlam
kalmıştı. Lahtin üç yüzünde aynı stildeki
çelenk süslemeleri bulunmaktadır. Bir tarafı
çeşmeye dayandığından dolayı
düzleştirilmiştir. Ölçüleri şu şekildedir:
Uz., 2m. 43; gen., 1m.13; kal., ortalama 10
cm. civarında; Om.65. çelenk süslemeleri 2-3
cm.lik kabartmalar halindedir. Malzeme olarak
beyaz mermer kullanılmıştır. Üzerinde suyun
akması için açılmış oluklar mevcuttur.
Bu tipte
çok sayıda lahit örneklerine rastlanmaktadır.
İstanbul Arkeoloji Müzesinde de birkaç benzer
örnek vardır.[44]
Pamphylia'daki Perge'de yapılan araştırmalarda
diğer benzerleri ortaya çıkarmıştır.[45]
Bu lahitlerin üzerindeki süslemeler, Suriye ve
Anadolu'da rastlanan öküz ve medusa başı ilave
edilmiş ve Eros tarafından tutulan
çelenklerden daha az yaygın değildir.
Trakya'da Silivri'dekilerden başka,
Edirne'deki Muradiye camiinin avlusunda da
aynı tipte bir lahit bulunmaktadır. 1553'de de
İstanbul'daki elçi Augier Ghislain de
Busbecq'in yanındaki bir desinatör Filibe'deki
diğer bir örneği çizmişti.[46]
S. Eyice de, Trakya'da yaptığı araştırmaları
sırasında Gelibolu-Tekirdağ yolu üzerindeki
bir Türk çeşmesinde yalak olarak kullanılan bu
tipteki diğer bir lahit örneğine rastlamıştır.[47]
Alexios
Apokaukos kilisesine ait bir korkuluk levhası
parçası da Stamoulis koleksiyonunda yer almış
ve G. Seure tarafından yayınlanmıştır.[48]
Sol alt köşesi kırık olan bu levha, altından
kıvrık dallar çıkan bir haçla süslenmiştir.
Alexios
Apokaukos kilisesi sarnıcı:
Kilisenin
tam altında Bizans devrine ait büyük ölçüde
bir sarnıç uzanmaktadır. Boyutları: Uz., 50
m.10; gen., 10m.20. Bu ölçümleri iç taraftan
olmak üzere M. Birol İ. Alpay tarafından
alınmış ve bu su haznesinin tam bir plânı
çıkarılarak, S. Eyice tarafından ayınlanmıştır.[49]
Sarnıcın ve
üzerindeki kilisenin inşa edildiği arazi
meyilli olduğundan kiliseye düz bir platform
hazırlamak gayesiyle kuzey tarafta büyük kesme
taş bloklarından yapılmış duvar, aynı zamanda
bu sarnıcın da kuzey duvarını teşkil etmiştir.
Sarnıcın üzerindeki kilise daha küçük
ölçülerde inşa edilmiş olup, kilisenin kuzey v
güney duvarları bu sarnıcın iki yan duvarının
oluşturduğu temel üzerinde yer almaktadır.
Batıdaki giriş bölümü hariç toprak altında
uzanan sarnıcın boyu 45 metredir. Sarnıcın
batı taraftaki bölmelerini ana bölümden ayıran
duvar orijinal olmayıp, yakın bir geçmişe
aittir.
Sarnıcın
batısındaki üstü yıkılmış ve enine uzanan
dikdörtgen biçimindeki giriş bölümü iç kısıma
doğru meyilli olarak kemer halindeki dört
açıklıkla bağlanmaktadır. Bu bölümün
özelliklerinden, burasının kemer halindeki
açıklıklardan su çekenler tarafından
kullanılan kapalı bir mekân olduğu
anlaşılmaktadır. Üstü beşik tonoz vasıtasıyla
kapatılmıştı. Bu tonozun kalıntıları hâlâ
farkedilebilmektedir. Dış görünüşü hakkında
ise büyük ölçüdeki çökmeden dolayı birşey
söylemek imkânına sahip değiliz.
Sarnıç,
dikdörtgen bir plâna sahip olup, itinalı bir
şekilde ve ustaca inşa edilmiştir. Ortada
dikine sıralanan -on adet- tuğladan örülmüş
payeler, bunları birbiriyle ve duvarlara
dayanmış payelerle birleştiren kemerler ile
her bölümü örten kare ve yuvarlak tuğlalarla
örülerek meydana getirilen beyzi kubbeler
kalitesi ve göz alıcı bir işçiliği ortaya
koymaktadır. Bilhassa kubbelerdeki içiçe
geçmiş vaziyetteki yoğun tuğla işçiliği dikkat
çekicidir. Payeler ve bunları birleştiren
kemerler sayesinde meydana getirilen üstü
kubbe ile örtülü bölümlerin sayısı, bir sırada
11 olmak üzere toplam 22'dir. Duvarlarda
sarnıçtan su sızmasını engellemek için Bizans
devrinde kullanılan karakteristik bir sıva
görülmektedir.
Bu sarnıca
benzer bir örnek olarak İstanbul'daki
Pantokrator manastırının büyük sarnıcıdır.
Onun da plânı aynı şekilde uzunlamasına
gelişmektedir ve ön tarafta bir giriş bölümüne
sahiptir, ancak kemerlerin sütunlar tarafından
taşınmasıyla Apokaukos kilisesi sarnıcından
ayrılmaktadır.[50]
Payeleriyle Apokaukos kilisesi sarnıca
benzeyen tek örnek Manganes mahallesinde olan
su haznesidir.[51]
4.
HAGIOS SPYRIDON KİLİSESİ
Bu kilise
tamamen ortadan kalkmıştır. Bugünkü Turgut
Reis ilkokulunun karşısında 65-70 yıl kadar
önce bir kilise mevcuttu. 16 sene evvel ise
burada bir bahçe içinde eski kiliseye ait bir
parça duvar, bir sütun başlığı ve sütun
gövdelerinden ibaret kalıntılar durmaktaydı.
Bunları gören O. Feld, bu kalıntıların
Spyridon kilisesine ait olabileceğini
belirtmişti.[52]
Şimdi ise bu bahçede hiç bir kalıntıya
rastlanmamaktadır. Dolayısıyla, artık bu
yapıyı teşhis etmenin imkânı kalmamıştır..
Bundan 7 sene önce, N. Başgelen de bu
bahçedeki kalıntıların Bizans devrine ait
kayıp bir kilisenin olabileceğini ifade ederek
birkaç ay sonra da bu kesimden bir müteahhitin
temel açma çalışmaları sırasında makinalarla
bir Bizans devri yapısına ait oldukları
anlaşılan parçalar çıkarıldığını ve bu eski
yapının böylece tahrip edildiğini belirtmişti.[53]
Spyridon
kilisesinin esasının Bizans devri içlerine
kadar indiği kesindir, ancak 1881 senesinde
Silivrili zengin Rumlar tarafından bu binanın
yeni baştan ihya edilmesi sağlanmıştır. Bunun
için de 1878'de eczacı Stavros stavrides
başkanlığında kurulmuş olan "Hagios Spyridon
Derneği" tarafından mimar Konstantin Mavrides
görevlendirilmiştir.[54]
Daha
sonraları, koleksiyoncu Stamoulis'in kısa bir
yazısı ile mimar Mavrides'in bir raporu,
kilisenin 1878'deki harap halini ve ihya
edildikten yani 1881'den sonraki durumunu
gösteren iki fotoğraf ile birlikte "Thrakika"
dergisinde yayınlanmıştır.[55]
Spyridon
kilisesi, Mavrides'in raporundan anlaşıldığı
kadarıyla geçen yüzyılın sonlarına doğru
kubbesi delinmiş ve oldukça harap bir
vzaiyetteydi. İki büyük depremde tahribata
uğramıştı. Dış mimarîsi bakımından Bizans
sanatının geç devrinin özelliklerini
gösteriyordu. Yunan haçı plânlı tipte bir bina
olup, ileriye doğru uzayan ve ikonastasis
vasıtasıyla naos'tan ayrılan bir bema
bölümüne, dışarıya taşkın bir apsis'e, üzeri
ahşap çatı ile örtülü bir narthex'e ve bunun
üzerinde de gynekaion'a sahipti. ölçüleri ise
şu şekildeydi: Bema bölümü dahil uzunluk,
14mn. 35; gen., 9m.20; kubbe kasnağına kadar
yük., 6m.70; kubbe çapı, 5m.20; narthex gen.,
2m.25. Kilise iki devir göstermekteydi. Esası
VI. Yüzyıla ait olup, daha sonra Orta Bizans
devrinde değişikliğe uğramıştı. Naos bölümü X-XII.
yüzyıla aitti. Kubbe, dört sütun vasıtasıyla
taşınmakta olup, yüksek ve onaltıgen bir
kasnağa sahipti (lev.7, res.13).
Tamirden
evvel bina harap vaziyette uzun bir süre
beklediğinden halk tarafından bazı malzemeleri
sökülerek başka amaçlarla kullanılmıştı. Bina
kalitesiz ve yetersiz malzemenin
kullanılmasından ve çok harap bir hale
geldiğinden dolayı kurtarma faaliyetleri
sırasında orijinalliğini tamamen kaybetmiştir.
Bu yeni binanın öncekinden ne derece farklı
olduğu 1881'deki fotoğrafta açıkça
görülebilmektedir. S. Eyice de bu hususa:
"Mimarın orijinal binayı ya tamamen yıktığını
ya da bazen yapıldığı gibi bir kılıf içine
alındığına ihtimal verilebilir." diyerek
işaret etmiştir.[56]
Spyridon
kilesisin içi çeşitli freskolarla ve
ikonalarla süslüydü, ancak bunlar alelacele
yapılmış eserlerdi.[57]
Bu kiliseden, E.I. Drakós da 1892'de basılan
kitabında: "Selybria kalesinde tekrar yapılan
Spyridon kilisesi yer alır." şeklindeki bir
cümle ile bahseder.[58]
Spyridon kilisesi, yeni baştan ihya edildikten
sonra ancak 1905'de ibadete açılabilmişti.
Kilisenin etrafında Rum Ortodoks cemaatinin
mezarlığı bulunuyordu. Bu mezarlığın dışında
da eski Rum okulu yer alıyordu. Kilisenin
hemen yanında ise koleksiyoncu M.A.
Stamoulis'in evi ve aile mezarlığı vardı.[59]
Kilisenin
duvarları yüzyıllar boyunca 1 m. Kadar toprağa
gömülmüştü.[60]
Bundan dolayı, belki de yapıya ait kalıntılar
tamamen yok olmamıştır ve şimdiki Turgut Reis
ilkokulunun hemen yanındaki sahada yapılacak
kazılar yardımıyla bu eski binanın temel
izlerine rastlamak mümkün olabilir.
SELYMBRIA (= SİLİVRİ)'DAKİ DİĞER KİLİSELER
Etrafa
hâkim dik bir yamaç üzerinde kurulan Selymbria
kalesinin içinde birçok kilisenin mevcut
olduğu malumumuzdur. Bunların içinde
kalıntıları günümüze gelebilen tek yapı
Alexios Apokaukos kilisesiydi ve gördüğümüz
gibi bu kalıntılar şimdi yapı hakkında hiç bir
şey açıklayabilecek durumda değillerdir.
Ancak, eski fotoğrafların da yardımıyla bu
yapı hakkında bir dereceye kadar da olsa
önemli bilgiler sağlandı.
Kale
içindeki ikinci kilise olan Spyridon
kilisesinin ise hiç bir kalıntısı günümüze
ulaşamamıştır. Yalnız bu yapıya ait eski
fotoğraftan ve Stamoulis tarafından yayınlanan
Mavrides'in raporundan az da olsa bazı
malumatlar elde edilebildi.
Bu iki
kilisenin dışındakiler için durum aynı şekilde
tecelli etmemiş ve hiç bir doküman
sağlanamamıştır. Bu kiliselere ait dokümanları,
sağa sola atılmış, orda burda kullanılmış bazı
kalıntılar ile birkaç seyyahın çok kısa
tasvirleri oluşturmaktadır. Bunların hiç biri
ne yazık ki bir yapıyı açıklayabilecek durumda
değildir.
1854'de
Silivri'ye gelen seyyah Jouve, surların
içindeki görüntüyü şöyle tasvir etmekteydi:
"Müslümanlar, tahrip olmuş surların içinde
oturmayıp, kıyı kesimine yerleşmişlerdir.
Surların içinde Rum, Yahudi ve Ermeni
reayaları bulunur. Bu pis ve gübre dolu yerde
yürürken insanın ayağına mermer ya da
granitten sütun parçaları, firizler veya sütun
başlıkları takılır..."[61]
Bugün de bu
tasvirdeki gibi bazı mimarî parçalara
rastlamak mümkündür, ancak bunların bir bölümü
elektrik santralı binasının yanına atılmış,
bir kısmı ise kale parkı içine taşınmıştır.
Şimdiki halde bunların hangi kiliseye ait
olduklarını tespit etmek imkânı kalmamıştır.
Silivri'de
herhalde yine kale içinde olması gereken,
Meryem'e ithaf edilmiş Theotokos kilisesinin
de aslı Iustinianos devrine kadar
uzanmaktaydı. Bizans mimarîsinin özelliklerini
taşıyan bu yapı, 1833'de yapılan tamirde
tamamen elden geçirilerek değişikliğe
uğramıştı. Kilisenin bazı cephesinde Panhagia
Meryem'e ve imparator Iustinianos'a ait birer
kabartma yer alıyordu. Atrium'da da Zakharias
ile Sofron'a ait lahitler vardı. Aziz
Ksene'nin ve Agathonikos'un rölikleri de yine
burada muhafaza ediliyordu. Kilisedeki Meryem
ile kucağında İsa'yı tasvir eden ikona, bir
rivayete göre İncil yazarı Lukas tarafından
yapılmıştı. Kilisenin batısında ise 1782'de
inşa edilen, Metropolit'e ait iki katlı ahşap
bir ev bulunuyordu. Theotokos kilisesinde her
sene Eylül'ün sekizinde yapılan yortu için
civar köylerden hatta Rhaidestos (= Rodosto =
Tekirdağ)'dan dahi gelenler olurdu.[62]
Selymbria'da kale içinde küçük bir kilise daha
vardı. Bu, Meryem'in ölümüne ithaf edilen
Koimesis kilisesiydi. Kalenin
güney-batısındaki Paraporta mahallesindeydi ve
buradan taşlık bir yol vasıtasıyla kalenin
dışına çıkılıyordu. Kalenin batı cephesindeki
giriş-çıkışı sağlayan tek kapı, işte bu
Paraporta mahallesine bağlanıyordu. Koimesis
kilisesinde her sene 1-15 Ağustos günlerinde
yapılan yortu için üç papaz görev yapıyordu.[63]
John Covel,
1975 senesinde Silivri'de gördüğü Hagios
Georgios'a ithaf edilmiş kiliseyi, kasabadaki
kiliselerin en eskisi ve en iyi durumda olanı
diye nitelendirir. Bu kilisenin bitişiğinde
bir parekklesion bulunmaktaydı.
Parekklesion'un kubbesinde ve bema tonozunda
mozaikler vardı. Kubbedeki moaziklerde yer
alan bir kitabeden bu ek aksamın bir ayazma
olduğu anlaşılmaktaydı.[64]
J. Covel, Silivri'de yalnız kale içinde bir
zamanlar 22 kilisenin mevcut olduğuna dair bir
söylentiyi naklettikten sonra 1675'de bunların
14'ünün hâlâ mevcut olduğunu belirtir.[65]
XIX. yüzyıl
sonlarında Silivri kasabasının durumuna
ilişkin geniş bilgiler veren E.I. Drakós da
kasabada vaktiyle 40 kadar kilisenin
bulunduğuna dair bir rivayetten bahseder ve
bunlardan isimleri unutulmayanları sayar.
Bunlar kale içinde ve dışında olmak üzere
sekiz kiliseden ibarettir. Kale içindeki dört
kilise şunlardı: Demetrios, Panteleimon,
Apostoloi ve Theodora kiliseleri.[66]
Selymbria
kalesi dışında da antik devirden beri
süregelen bir iskân sözkonusuydu. Silivri'de
bulunan Greko-Romen devrine ait bir stel
üzerindeki kitabede geçen "Katakountes"lerin "kóme"si
bu ikinci iskâna işaret eder.[67]
Hıristiyanlık devrinde de herhalde bu kıyıdaki
antik iskânın yer aldığı kesimde yerleşim
devam etmişti. Drakós'un saydığı kale
dışındaki dört kilise ise şu şekildeydi:
Agathonikos, Eleutherios, Anna ve Blakhernea
kiliseleri.[68]
Burada
bahsettiğimiz bütün kiliseler günümüze
ulaşamadan -Alexios Apokaukos kilisesinin
harabesi hariç- yok olup gittiklerinden bu
hususta başka birşey söyleyemiyoruz. Ancak,
Silivri'deki mevcut mimarî parçaları göz önüne
alırsak, bu eski yapıların genellikle
Hıristiyanlığın erken devirlerine ait
olduklarını bir tahmin olarak ileri sürmek
mümkündür.[69]
Silivri'de
ayrıca daha geç devirlerde yaptırılmış bazı
kiliseler de mevcuttu. Bunlardan bilinenler
bir Rum kilisesi[70]
ile iki Ermeni kilisesiydi. Ermeni
kiliselerinden biri 1676 senesinde Edirne'de
ölen Ermeni zenginlerinden Abro Çelebi
tarafından inşa ettirilmişti.[71]
Diğeri ise 1863 senesinde yaptırılmıştı.[72]
Eskiler bir yana, bu yapılar dahi günümüze
ulaşamadan ortadan kalkmışlardır.[73]
|
|
DİPNOTLAR |
[1]
D.H. French, Late chalcolithic pottery
in nort-west Turkey and the Aegean, "AS",
XI (1961), s.103, fig. 6:1-3.
[2]
Şevket Aziz Kansu, Kanallı Köprü
(Silivri) kalkolitiğine ait yeni keramik
belgeler ve "Heraeum"? un yeri,
"Belleten", XXVII, sayı 105 (Ocak 1963),
s.289-291, rs.1-3.
[3]
E. Akurgal, Phrygische Kunst, Ankara
1955; Die Kunst Anatoliens von Homer bis
Alexander, Berlin 1961, s.70-121; Ancient
civilisations and ruins of Turkey from
prehistoric times until the end of the
Roman Empire, Istanbul 1969, s.14-15; B.
Umar, İlkçağ tarihi, s.99 dipnot 44.
[4]
Ksenophon, Hellenika, 4, 1.1.
[5]
İç Anadolu'da yerleşen ve buralara
kadar da yayılan Phrygia'lılara
karışıklığın önlenmesi için "Hellespontos
Phrygia'lıları" denmek suretiyle, asıl
Phrygia'dan yani "Büyük Phrygia"dan ayrı
tutulmaları sağlanmıştır. Bu mıntıkadaki
bütün küçük şehirler gibi Selymbria'nın da
ilk defa Thrak kökenli Phrygia'lılar
tarafından kurulmuş ve iskân edilmiş
olması gerektiğinde şu eserde de işaret
edilir: F. Dirimtekin, Bizans Kalesi,
s.19; Selymbria'nın Megara
kolonizasyonundan daha evvel iskân
edilmesi hususunda ayrıca bkz. E.
Oberhummer, Selymbria maddesi, "RE", II,
2, süt. 1325.
[6]
H. kiepert, Lehrbuch der alten
Geographie, Berlin 1878, s.328; E.
Oberhummer, a.g.e., süt.1325.
[7]
Selymbria'nın komşusu durumundaki bu
şehrin M.Ö. 601'de Samos'lu kolonistler
tarafından kurulduğu söylenirse de bu
husus şüphelidir. Çünkü, Herodos, 6, 33 e
göre: M.Ö. 500-494 de bu yer, Fenike
donanmasınca cezalandırılmış olup, o
sırada burada Thrak yerleşimi
bulunmaktaydı. Ayrıca, Ksenophon, Anabasis,
2, 6.2'de de M.ö. 401'de Klearkhos'un
Perintos'da oturan Thrak'larla savaşmak
için yola çıktığı kaydedilmiştir. Buna
göre bu şehir M.Ö. 401'de dahi Thrak'lara
ait bulunmaktaydı.
[8]
E. Oberhummer, a.g.e., süt.1325.
[9]
F. Dirimtekin, Bizans Kalesi, s.19.
[10]
C. Jireček, Die Heerstrasse von
Belgrad nach Constantinopel, Prague, 1877,
s.62. Burada Selymbria kalesine dair
tamirden de bir bahis vardır.
[11]
Bu ancak İlkçağın sonlarında
gerçekleştirilebilmiştir.
[12]
T. Öz, Zwei Stiftungurkunden des
Sultans Mehmed II Fatih, İstanbul, 1935,
s.IX ve X (önsöz), var.12, 17; Vakıflar
Umum Müdürlüğü, Fatih Mehmed II
Vakfiyeleri, Ankara, 1938, s.202,266,
var.46, 357; ayrıca bkz. T. Gökbilgin, XV
ve XVI. asırlarda Edirne ve Paşa livâsı,
İstanbul, 1952, s.300.
[13]
Evliya Çelebi Seyahatnamesi, çev.
Zuhuri Danışman, İstanbul 1970, V, s.179;
Seyahatname, İstanbul, 1314, III, s.293.
[14]
M.E. Jouve, Guerre d'Orient, Voyage à
la suite des armées alliées en Turquie, en
Valachie et en Crimee, Paris, 1855, II,
s.9.
[15]
Bu kilise ve içindeki röliklerden
bahseden birkaç seyyah: Lady Mary Wortley-Montague,
Letters (yay. Everyman's Library), böl.69,
London, 1934, s.140; G. Cornelius Von Den
Driesch, Historische Nachricht von der Röm,
Kayserl. Gross-Botschaft nach
Constantinopel, Nürnberg, 1723, s.147-148,
E.I. Drakós, "Thrakika", s.16.
[16]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.77-104 ve
7 lev. Bu makale yayınlandıktan sonra
bulunan iki eski fotoğraf hakkında bkz. O.
Feld, Noch einmal Alexios Apokaukos..,
s.57-65 ve 4 lev; aynı resimler şu yazıda
da yer almıştır: S. Eyice, Trakya'da
Bizans devrine ait eserler, "Belleten",
XXXIII (1969), s.355-357, res.102, 103;
ayrıca bkz. S. Eyice, Son devir Bizans
mimârisi, İstanbul'da Palaiologos'lar
devri anıtları (T.T.O.K. Kurumu yayını,
genişletilmiş ikinci baskı), İstanbul
1980, s.127-128, lev.135 res.216-217; dış
mimarisi bakımından Palaiologos'lar devri
yapı sanatına tam bir uygunluk gösteren bu
kilisenin plânı bilinen klâsik tiplerinin
hiçbirine uymamaktadır (S. Eyice, Son
devir Bizans mimârisi, s.127 dipnot 48).
Bu husustaki bazı düşünceler ayrıca
yayınlanmıştır, bkz. S. Eyice, Sélymbria,
1979, s.406-416 ve lev.I-IV.
[17]
Fatih camii olarak kiliseden çevrilen bu
yapının hangi kilise olduğu
bilinmemekteydi, bkz. E.H. Ayverdi, Fatih
devri mimarisi, İstanbul, 1953, s.81; F.
Dirimtekin ise Fatih camii adı altında bu
yapıya kısaca değinmiş ve Rumlar
arasındaki rivayetlere göre binanın eski
isminin Ayasofya kilisesi olduğunu ifade
etmişti, bkz. F. Dirimtekin, Bizans
Kalesi, s.33-34.
[18]
Bizans'ın seçkin simalarından olan bu
şahıs 1345'de öldürülmüştür, bkz. G.
Ostrogorsky, Bizans devleti tarihi, s.478;
O. Tafralı, Thessalonique au quatorzieme
siècle, Paris, 1913; R. Guilland, Alexios
Apocaucos, "Revue du Lyonnais", 1921,
s.523-543; R. Guilland, Nicéphore Grégoras,
Correspondance, Paris, 1927, s.299-301; S.
Eyice, Sélymbria, 1964, s.92-93.
[19]
Krş. S. Eyice, Son devir Bizans
mimârisi, s.127.
[20]
Bu tamir, 1972 senesinde ve
17.589.50.-TL. sarfıyla
gerçekleştirilmiştir, bkz. Cumhuriyetin
50. yılında vakıflar (Vakıflar Genel
Müdürlüğü yayını), Ankara, 1973, s.29.
[21]
O zamanlar Silivri'de bilhassa kale
içinde Rum, Yahudi ve Ermeni toplumların
yaşadığı ve Türklerin ise sur dışındaki
araziyi tercih ettikleri malumumuzdur, krş.
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.84-85.
[22]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.97-99,
plân: s.96, res.3.
[23]
F. Dirimtekin, Bizans Kalesi, s.33-34.
Daha önceleri burada büyük bir bazilikanın
olduğu görüşü kesin sayılmaz.
[24]
İstanbul Alman Arkeoloji Enst. Arşivinde
44-28-4429 neg. numaralarıyla kayıtlı olan
bu resimler şu eserlerde yayınlanmıştır:
O. Feld, Noch einmal Alexios Apokaukos und
die byzantinische Kirche von Selymbria, "Byzantion"
XXXVII (1967), lev.I, II; S. Eyice,
Trakya, res.102-103; S. Eyice, Son devir
Bizans mimarisi, lev.135, res.216-217.
[25]
S. Eyice, Sélymbria, 1979, s.406-416 ve
lev.I-IV.
[26]
S. Eyice, Sélymbria, 1979, s.406-407.
[27]
S. Eyice, Sélymbria, 1979, s.410.
[28]
E. Jouve, bkz. gerideki not (14).
[29]
J.H. Mordtmann, Arch.-Epigr. Mitt.,
s.211-212.
[30]
S. Eyice, Selymbria, 1979, s.413.
[31]
G. Mendel, Catalogue, II, s.560-563 ve
564, no.761-768 ve 771, env. no: 1235.
Bunlardan sadece 771 kat. numarasına sahip
olan başlığın buluntu yeri Silivri olarak
yazılmıştır. Diğerlerinin buluntu yeri
olarak Epibates gösterilmiştir. Bu
yanlışlığın sebebi S. Eyice'nin belirttiği
gibi, Apokaukos'un Epibates'de bir kulesi
olduğundan, başlıklarda Apokaukos adı
teşhis edilince bunların oraya ait
olduğunun sanılmasıydı.
[32]
G. Seure, Antiquites, s.572-573, no.19-20,
fig.15-16; krş. Mortmann, Arch.-Epigr.Mitt.,
s.211, no.28; Dumont-Homolle, Melanges,
s.371, 62b29.
[33]
S. Eyice, Séylmbria, 1979, s.413-416.
[34]
13. yüzyıla ait bu yapı hakkında bkz.
G. Millet, L'école grecque dans
I'architecture byzantine, Paris, 1916,
s.29; A. Orlandos, Harkeion ton Byzantion
Mnemeion.., fas.1, 1936, s.88-104,
özellikle s.92 res.4.
[35]
S. Eyice, Sélymbria, s.416.
[36]
S. Eyice, Son devir Bizans mimârisi,
s.127-128, lev.135, res.216; aynı yazar,
Sélymbria, 1964, s.99.
[37]
G. Seure, Antiquités, s.573, n.20, Res.16.
[38]
Ortodoks Başpiskoposluğu binası Turgut
reis ilkokulu olarak kullanılmıştı. Ancak
son yıllarda bu eski bina yıktırılarak,
yerine yeni ilkokul binası yaptırılmıştır.
[39]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.91.
[40]
Bkz. gerideki not (18).
[41]
Ch. Diehl, Figures byzantines, II,
s.264; Ch. Diehl, L. Oeconomos, R.
Guilland,R. Grousset,L'Europe Orientale,
s.310-311; L. Bréhier, Le monde byzantin,
Paris 1948, I, s.428, 434; P. Lemerle,
L'Émirat d'Aydin, Byzance et l'Occident,
Paris, 1957, s.215; G. Ostrogorsky, Bizans
devleti tarihi, s.478.
[42]
Alexios Apokaukos'un bir portresi Bibl.
Nat.'deki 2144 sayılı elyazma içinde yer
almaktadır. Bu portrenin reprodüksiyonları
da yayınlanmıştır, bkz. H. Omont,
Miniatures des plus anciens manuscrits
grecs.., Paris 1929, lev.CXXIX; renkli
olarak, D. Talbot-Rice-M. Hirmer, Kunst
aus Byzans, Munich, 1959, s.84, lev.XXXIV;
D. Talbot Rice, Art of the Byzantine Era,
London, 1977, s.248, res.230.
[43]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.93.
[44]
G. Mendel, Catalogue, I, s.113.
[45]
A. Müfid Mansel-A. Akarca, Excavations
and researches at Perge, Ankara, 1949, lev.III-IV.
[46]
E. Fischer, Melchior Lorck, Copenhague,
1962, s.34, no.21, lev.s.91.
[47]
S. Eyice, Selymbria, 1964, s.102 dipnot 3.
Bu tipteki lahitler için bkz. J.B. Ward
Perkins, Roman Garland Sarcophagi from the
quarries of Proconnesus (Marmara), "Smithsonian
Report for 1957", Washington, 1958,
s.455-467: ID., Four Roman Garland
Sarcophagi in America, "Archaeology" 11,
1958, s.98-104.
[48]
G. Seure, Antiquites, s.546-547, no.6, res.7.
[49]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.93-97, res.4-9;
S. Eyice, Sélymbria, 1979, s.407, res.1.
Burada sarnıcın M. Birol İ. Alpay
tarafından ölçüleri alınarak çizilen bir
plânı ile sarnıcın üzerine oturan
kilisenin konumunu gösteren bir çizim yer
almaktadır.
[50]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.95; Ph.
Forchheimer-J. Strygowski, Die
byzantinischen Wasserbehalter von
Konstantinopel, Wien, 1893, s.71, no.13.
[51]
S. Eyice, Sélymbria, 1964, s.95-97;
R. Demangel-E. Mamboury, Le quartier des
Manganes, Paris, 1939, lev.IV. Bu sarnıca
benzeyen Rusafa'daki diğer bir örnek için
bkz. H. Spannre-S. Guyer, Rusafa, Die
Wallfahrtstadt des heiligen sergios,
Berlin, 1926, s.69. Bu sarnıcın boyutları
şu şekildedir: Uzunluk, 51m.50; gen., 21m.
Apokaukos kilisesinin sarnıcında olduğu
gibi, bu su haznesi de payeler vasıtasıyla
iki nefe ayrılmaktadır.
[52]
O. Feld, Noch einmal Alexios Apokaukos..,
s.65.
[53]
N. Başgelen, Trakya Bölgesinde yeni
buluntular, "Pirelli Dergisi", sayı 157
(Ekim 1977), s.3.
[54]
M.A. Stamoulis, Ho en Selybria
Byzantinos naos tou Hahiou Spyridonos, "Thrakika",
XI (1938), s.37.
[55]
M.A. Stamoulis, Ho en Selybria
Byzantinos naos tou Hagiou Spyridonos, "Thrakika",
XI (1938), s.37-44, s.42'de kilisenin
1878'dekii durumunu gösteren fotoğraf,
s.43'de 1881'deki tamir sonrasına ait
fotoğraf; Spyridon kilisesinin 1878'deki
durumunu gösteren fotoğraf daha sonra
ayrıca şu eserde çok kötü bir klişe
halinde yayınlanmıştır: A.D. Basilopoulos,
He Otomanike Thrake, İstanbul, 1914, s.25.
[56]
S. Eyice, Trakya'da Bizans devrine ait
eserler, "Belleten", XXXIII, sayı 131
(1969), s.355. Burada ayrıca, 1968
senesinde bir okul inşası sırasında
kalıntıları kaldırılan eski kilisenin
Spyridon kilisesi olabileceği
belirtilmiştir.
[57]
M.A. Stamoulis, Ho en Selybria
Byzantinos naos tou Hagiou Spyridonos, "Thrakika",
XI (1938), s.40.
[58]
E.I.Drakós, "Thrakika", s.16.
[59]
M.A. Stamoulis, a.g.e., s.37.
[60]
M.A. Stamoulis, a.g.e., s.40.
[61]
M.E. Jouve, Guerre d'Orient, s.8.
[62]
E.I. Drakós, "Thrakika", s.18-19;
1675'de Silivri'yi ziyaret eden Dr. John
Covel de Theotokos kilisesinde Aziz
Ksene'nin röliklerinin bulunduğundan söz
eder, bkz. Th. Germanos, He Selybria kata
ton ızaiona, "Thrakika",10 (1938), s.136.
[63]
E.I.Drakós, "Thrakika", s.19; J. Covel
ayrıca: "Meryem'e ithaf edilmiş olan
kilise, kasabadakilerin içinde en
güzeliydi" demektedir, bkz. Th. Germanos,
a.g.e., s.134.
[64]
Th. Germanos, a.g.e., s.135.
[65]
Th: Germanos, a.g.e., s.134.
[66]
E.I. Drakós, "Thrakika", s.19-20.
[67]
Bkz. dipnot 73'deki yerdeki "Katalog I:
Antik devre ait anıtlar" bölümü, no.4.
[68]
E.I. Drakós, "Thrakika", s.20.
[69]
O. Feld de, kasabada muhtelif yerlerde
gördüğü haçlarla süslenmiş, akanthuslara
sahip ve Ion tipindeki başlıkların,
çeşitli mimarî parçaların V.-VI. yy.'daki
kilise mimarisine işaret etmesinden dolayı
Silivri'deki adı geçen kiliselerin bu
yüzyıllara ait olduklarını belirtmişti,
bkz. O. Feld, Noch einmal Alexios
Apokaukos.., s.65. Ancak, bu mimarî
parçalar kiliselerin kesin bir şekilde bu
yüzyıllara tarihlendirilmelerini
sağlayamaz. Yapıların isimleri de göz
önüne alındığı takdirde, meselâ Blakhernea
ve Anna kiliseleri Orta Bizans devrine ait
olabilirler. Ayrıca, geç devre ait
yapılarda da spoli malzemeler kullanılmış
olabilir.
[70]
Bugün Silivri'deki Kale Parkında yer
alan kırılarak, iki parçaya ayrılmış bir
lento üzerindeki kitabe şu şekildedir: "Bu
kilisenin nur ışığıyla aydınlanan kubbesi
altında biz Allah'a inananlar, Ondan bu
kutsal mabedi takdis etmesini niyaz
ediyoruz. Eylül 1833." Buna göre bu Rum
kilisesinin inşasının 1833'de bitirilmiş
oluğu anlaşılır.
[71]
Eremya Çelebi Kömürcüyan, İstanbul
tarihi, yay. Hrand D. Andreasyan,
İstanbul, 1952, s.251.
[72]
O. Feld, Noch einmal Alexios Apokaukos..,
s.64.
[73]
Konuya ilişkin daha ayrıntılı metin ve
görsel materyal için ayrıca bkz. Tayfun
Akkaya, Trakya'da Marmara Denizi Kıyısında
İstanbul'a Bağlı Bir Liman Kasabası:
Selymbria (Silivri), Tarih İçindeki
Gelişimi ve Eski Eserleri, "İ.Ü. Sosyal
Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji Sanat Tarihi
Bölümü, Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı,
Yayınlanmamış Doktora Tezi",
İstanbul,1984.
|
|
|