"... Kutsal Vatan aşkı
yol gösteriyor,
destekliyor öcünü alan kollarımızı"
La Marseillaise
Jacques Louis David,
onsekizinci yüzyıl Fransız resminin ve Batı
sanatı tarihinin başta gelen simalarından
biri olup; klâsik sanatı içine düştüğü
sorunlardan kurtarmış ve Fransız İhtilâli
sürecinin sanat ortamında yeni bir estetik
anlayışın yolunu açmıştır: Neo-klâsisizm.
Sanatçının burada konu edilen "Horatius
Kardeşlerin Yemini" adlı baş yapıtında
da görüldüğü gibi sanat, süs olmaktan
çıkarak, toplumun bir parçası halini almış
ve öğretici, düzeltici, itici ve eğitici bir
görev üstlenmiştir. Aynı zamanda da sanat
eserinin toplumun mutluluğuna katkıda
bulunması ve tüm ulusların ortak malı olan
bir etkileşim ve iletişim aracı niteliği
kazanması da: bu militan bir ruhla ideoloji
ve sanatı bütünleştiren ve çağının tüm
gerçeğini aktaran yapıtla ifadesini
bulmuştur.
Fransız İhtilâlinin bir ön
habercisi halini alan "Horatius
Kardeşlerin Yemini"ni sanat tarihindeki
tam yerine oturtabilmek ve morfoloji,
ikonografi ve ikonolojisiyle kavrayabilmek
için öncelikle yapıtın ait olduğu sürecin
tarihî ve sanat ortamını, dönemin kendine
özgü şartları içinde David'in mücadelesini
ve sanat anlayışını da dikkate almak
gerekmektedir.
1. YAPITIN AİT OLDUĞU
SÜRECİN TARİHÎ ÇERÇEVESİ
VE SANAT ORTAMI
1.1. Yapıtın Ait Olduğu
Sürecin Tarihî Çerçevesi:
David'in inceleme konumuz
olan ünlü başyapıtı, Avrupa ve Fransız
tarihinin Onsekizinci yüzyılın son
çeyreğindeki sıkıntılı ve karmaşık sürecine
aittir. David'in resminin tamamlanmasından
beş yıl sonra 1789'da Fransız ihtilâli
başlamıştır. Yapıt da bu noktada yaklaşan
ihtilâlin göstergelerinden biri halini
almaktadır.
İhtilâl öncesi tarihî süreci
kavrayabilmek için burada kısaca bu yüzyılın
bir çerçevesini çizmek uygun olacaktır: 18.
yüzyılın Fransa'sının büyük bir nüfusu,
güçlü ekonomisi ve başta dokumacılık olmak
üzere gelişmiş bir ticareti vardır.
Toplumsal refah düzeyi de oldukça yüksektir.
Bu durum da: Fransa'da kültür ve sanat
konularına yönelik ciddi bir ilgiye olanak
tanımaktaydı. J.J. Rousseau (1712-1778),
Voltaire (1694-1778) ve Denis Diderot
(1713-1784) gibi ilerici düşünürler dikkat
çekici bir etki sağlıyorlardı. Felsefe,
teknoloji ve bilimin canlandığı da açıkça
izleniyordu.
Fransa'nın kara ve deniz
kuvvetleri Avrupa ve denizaşırı bölgelerde
fetihler yapıyordu. İhtilal öncesinde,
yüzyılın üçte ikisi İspanya, İngiltere,
Felemenk Cumhuriyeti, Portekiz'le yapılan
savaşlarla ve genel savaşlarla (İntikal
Savaşı, Augsburg Savaşı), geçmiş olup,
Fransa, bu savaşlardan ekonomik ve siyasî
gücünü arttırarak çıkmıştı. 1756-63 arasında
süren Yedi Yıl Savaşlarının ardından 1778-83
arasındaki Amerikan Bağımsızlık Savaşı
gelmiştir. Horatius kardeşlerin Yemini adlı
resmin yapılış tarihi olan 1784, hemen bu
savaşın sonrasına rastlamaktadır.
İhtilâli başlatan sıkıntılı
yılların başlangıcı aslında 1750'lere kadar
uzanmaktadır: Saray, savaş masraflarını yeni
bir vergi düzenlemesiyle karşılamaya
yönelmişti ve vergi tahsildarları sık sık
öfkeli kalabalıklarla karşılaşıyordu.
Sarayla Fransa'nın büyük mahkemeleri bir
çatışma içine girerler. Bilhassa, Yedi Yıl
Savaşları ve Amerikan Bağımsızlık Savaşı
için harcanan paraların karşılanması
zorunluluğu bir çatışmaya zemin
hazırlamıştır. Yedi Yıl Savaşlarıyla
birlikte kararnameleri tescil ve reddetme
yetkisi olan Paris Parlament'ı kraliyet
vergilerine karşı güçlü bir mücadele
başlatır. XV. ve XVI. Louis, Parlement'i
askıya alırlar. Bu esnada Fransa ağır koloni
kayıplarıyla karşılaşır (Québec, Senegal,
St. Vincent, Dominik, Grenada ve Tobago).
1771'de kraliyet, Parlement üyelerini
sürgüne gönderir; parayla alınan makamları
ve Paris Parlement'ının kaldırılması ve
saraya bağlı altı adet yeni yargı mercii
kurma kararı alır. Dört yıl bu doğrultudaki
çalışmalarla sürer.
XV. Louis ölünce, kraliyetin
kurduğu yeni Parlement'lara karşı bir darbe
düzenlenir. 1776'dan 1789'a kadar kraliyet
politikasına karşı geniş bir muhalefet
başlatılır. Bu esnada 1780 dolaylarında
kraliyet, maliyeyi yeniden düzenleyerek
hükümeti ayakta tutmaya çabalar. Ancak, tüm
yapılanlar Parlement'ların sıkı denetimi
altındadır. Kraliyetin ve hükümetinin bu
çabaları sürerken 1783'de biten savaşlardan
Fransa zafer kazanarak çıkarsa da, bu
savaşların ekonomiye getirdiği ağır yük
olumsuz bir tablo yaratır. Burada ele
aldığımız David'in başyapıtının Güzel
Sanatlar Bakanlığı için kral tarafından
sipariş edilmesi de işte tam bu kritik
sürece denk gelir.
Bundan sonraki yıllarda
kraliyet ve hükümeti giderek kan kaybeder ve
bu gelişmeler yaklaşan ihtilâlin
habercisidir. Bu kargaşa ve karışıklık
ortamında ilginç olan bir gerçek: aristokrat
imtiyazları ve satın alınabilen kraliyet
makamlarıyla tam bir batak durumuna dönüşen
Parlement'ların soygunculuk, talan, yozlaşma
ve keyfiliğe karşı koymak üzere burjuva ve
köylülerle ittifaka girmesi ve bu ittifakın
aristokratlardan ve üst düzey ruhban
kesimlerden de destek almış olmasıdır. Bu
güçlü birlikteliğin sağlanmasında:
kraliyetin mali politikasının,
aristokratların ve ruhban sınıfının önemli
imtiyazlarını tehlikeye atmış olmasının rolü
büyüktür. 1787-1789 arasında, devletin vergi
koyma yetkisini engellemeyi amaçlayan bu
ittifak süreciyle birlikte Fransa, ihtilâle
doğru dönüşü olmayan bir yola girmiş ve
nihayet, 5 Mayıs 1789'da Etats Géneraux'nun
toplanmasıyla ihtilâl süreci sembolik olarak
başlamıştır.
Fransız ihtilâlinin
başlangıcından hemen sonra, içinde David'in
de rol oynadığı kültür ve sanat mücadeleleri
başlar. David'in öncülüğünde toplanan
ilerici sanatçılar tarafından sadece Akademi
üyelerine tanınan Salon'da sergi açma
imtiyazına karşı bir muhalefet hareketi
başlatılır. Bunun sonucunda 1791'de
Akademi'nin ayrıcalıkları kaldırılır. Tüm
sanatçılara Salon'da sergi açabilme hakkı
tanınır. Bu gelişmeler Akademi'nin
çökmesiyle sonuçlanır. Ancak, Akademi'nin
yerini alması gereken yeni kurumlara da
ihtiyaç vardır. 1792'de Konvansiyon,
Louvre'da bir müze kurmaya karar verir. Bu
süreçte müzelerin kurulması ve
genişletilmesi faaliyetleri de sanat
eğitiminin demokratlaşmasına önemli katkılar
yapar.
1793'de Konvansiyon'a seçilen
David, özgürlük ve demokrasi yanlılarından
oluşan "Commune des Arts" adlı derneği
kurarsa da krallık yandaşları, kraliyet için
yıkıcı gördükleri bu derneği bir yıl sonra
çökertirler. Bunun üzerine Akademi'den
boşalan boşluğu doldurma işini: "Société
populaire et republiance des Arts" adlı
akademi olmayan ve herkesin üye olabildiği
bir kulüp ve Club Révoultionnaire (David'in
ve Prudhon, Gérard gibi sanatçıların
yönlendirdiği bir kulüp) üstlenir. Nihayet,
"Resim ve Heykel Teknik Okulu" Akademi'nin
işlevini üstlenir. Görüldüğü gibi ihtilâl,
toplumu değiştirmeyi hedeflerken sanat
anlayışına yönelik düzenlemeler gayreti
içine girmişse de programını başarılı bir
şekilde uygulayabilme aşamasına henüz
ulaşamamıştır.
David'in ekonomik durumu,
evliliği dolayısıyla oldukça parlak
olduğundan sanat ortamındaki işlerin nasıl
yürüdüğü konusu onu pek ilgilendirmiyordu.
David, ihtilâle olan bağlılığını daima
sürdürmesiyle de dikkate değer bir rol
üstlenmiştir. İhtilâl hükümeti başlangıçta
kültür ve sanat konularına gereken ilgiyi
gösteremediyse de zamanla bir silkinme
geçekleşmeye başlar. Belli kişiler sanatla
yakından âlâkâdar olurlar ve toplumda da
ünlü sanatçılara yönelik duyarlılık başlar.
İhtilâl sırasında tablo
fiyatlarının artışı bu ilgiyi açıklamakta
olup; fiyatlar, İmparatorluk devrinde de
artmaya devam eder. Bu gelişmeler, çok
sayıda sanatçının yetişmesine imkân tanır.
Ancak yine de ihtilâlin sanat planında yeni
bir sanat anlayışının yerleştirilmesinde
etkisiz kaldığı bir gerçektir. İhtilâlin
kendi sürecinin sanat anlayışını
belirleyebilmesi için yaklaşık çeyrek asrın
geçmesi gerekmiştir. Netice'de karmaşık
sanat ortamında David'in elinde doruğuna
ulaşan Yeni-klâsisizm üslûbu, bu süreç
zarfında yerini Romantizm'e bırakacaktır.
Yani, ihtilâlin sanat anlayışı:
Neo-klâsisizm'le değil Romantizm'le kendi
gerçeğini bulmuştur. İhtilâlin sanat
politikasının yerleştirilmesine yönelik bu
çeyrek asırlık geçiş sürecinde
Yeni-klâsisizm ise: geçmişin yozlaşmış
sanatsal eğilimlerini tasfiye ederek,
Romantizm'e giden yolu açmasıyla seçkin bir
rol üstlenmiştir.
1.2. Yapıtın Ait Olduğu
Sürecin Sanat Ortamı:
İhtilâl öncesi ve
sonrasındaki yeni sanat ortamına geçiş
sürecinde David'in ve Neo-klâsisizmin
oynadığı rolün kavranması burada ele alınan
başyapıtın çözümlenebilmesi için şarttır.
Orta Çağ'da uluslararası
Gotik sürecin başta gelen temsilcisi olan
Giotto di Bondone'de klâsik biçim anlayışı
ve doğallık kaynaşmış durumdaydı. Rönesans
sürecinin bilhassa yüksek döneminde yine
doğalcı bir klâsisizmin varlığı kendini
göstermişti. Maniyerizm, klâsisizmin doğalcı
görüntüsünü arka plana iten bir ara
devirdir. Klâsisizm aslında usculuğun ve
doğalcılığın zaferi olarak
nitelendirildiğinde, disiplinsizliğin,
gelişigüzel fantezilerin, yapmacıklığın ve
hafifliğin tam karşısındadır. Barok dönemde,
bilhassa N. Poussin ve Louis Le Nain gibi
sanatçıların doğalcı klâsisizm anlayışları
dikkat çekicidir. Rokoko ise klâsik
yalınlıktan bir uzaklaşma havasını taşımış
ve bu süreçte bilhassa saray aristokrasi
sanatında, doğallığını kaybeden bir
biçimsellik hâkim olmuştur.
Rokoko resmindeki çelişkili,
karmaşık ve yapay yaklaşımlara karşı XVIII.
yüzyıl ortalarında toplumun ilericilikten
yana olan kesimi, açık ve yalın bir
klâsisizme yönelince, Yeni-klâsisizm alanı
hâkimiyetini ilân etmiştir. Bu yeni akımın,
toplumun hangi kesimine yönelik doğduğunu
ortaya koyabilmek pek kolay değildir. Çünkü,
Yeni-klâsisizm önce saray çevrelerinde,
bilhassa aristokratlarca benimsenmiş, sonra
orta sınıfa mal olmuş ve nihayet devrimci
burjuvazinin estetiği haline gelmiştir. Bu
durum, son derece ilginç bir şekilde bu yeni
sürecin çelişkili ve karmaşık yönlerine de
ışık tutar. Bu gelişmeye bağlı olarak
David'in resimleri de bu kesimlerce
yeğlenmiş ve neticede: "İhtilâlin resmî
resim sanatı" sıfatına sahip olmuştur.
Aristokrasinin dünya görüşünde ise daha çok
Barok'un coşkulu duyumculuğunun izlerini
buluyoruz. Orta sınıf ise usçuluğa,
mütevaziliğe ve disipline önem verdiğinden
klâsisizmin doğalcılığını, açık ve yalın
tavrını benimsemiştir. Dolayısıyla
onsekizinci yüzyıl Avrupa'sının resim sanatı
zaman zaman yoğun bir klâsisizme yönelirken
bazen de daha gelişigüzel yorumlara açık
kalmıştır. Ancak şu bir gerçektir ki: bu
devrin usculuğu klâsik sanat anlayışıyla
ifadesini bulmuştur. Aslında klâsisizm,
doğalcılığın ve usçuluğun zaferidir.
Klâsisizm kavramı aynı zamanda da otorite ve
sanat, tutuculuk ve sanat kavramlarıyla
ilişkiye girerse de bu kavramlar, klâsisizm
karşıtı söylemler için kullanılmamalıdır.
Çünkü, toplumun ilerici ve uscu kesiminin
temel ve yüce değerleri çerçevesi içinde
klâsik estetiğin kendi gerçeğini bulduğu
gözden kaçırılmamalıdır.
Yeni-klâsisizm'le ortaya
çıkan eğilim, aslında katı bir tektonik
uygulamanın tekrar gündeme gelişidir. Çünkü,
Orta Çağ'dan itibaren sanat, klâsisizme
bağlı ve karşı görüşler arasında yolunu
bulmaya çalışmıştır. Yeni-klâsisizm de bu
yolun ihtilâl süreci Fransası'ndaki ilerici
eğilimleri destekleyen bir istasyonu
olmuştur. İhtilâl dönemi sanatı olan
Yeni-klâsisizm, onsekizinci yüzyılın
ortasından itibaren adım adım gelişir.
1750-1780 arası bir Rokoko klâsisizminin
(Boucher, Fragonard, Greuze) havasındadır.
Yüzyılın ortalarından itibaren Rokoko'ya
karşı bir protesto söz konusu olmuş ve
Yeni-klâsisizm boy atmıştır. Akademi müdürü
Antoine Coypel bu yeni eğilimi destekler.
Arkeolog ve sanat tarihçisi Kont Caylus da
yeni hareketin öncüsü olur. Winckelmann ile
arkeoloji bilimi sistemli bir hale gelir.
Arkeolojik klâsisizm, 1748'de başlayan
Pompei kazılarıyla canlanır. Yüzyılın
ortalarından itibaren bilhassa toplumun
entelektüel kesiminde yeni bir dünya görüşü
ve değerler sistemi boy atar. Uluslararası
bilimsel arkeoloji ve sanatta klâsisizm
hareketi birlikte gelişirler.
Erken Romantizm akımı da
arkeolojik ilgiyi sürdürür. Bu çağ, Rousseau
ile Winckelmann'ın yetiştikleri bir çağdır.
Rousseau, Klâsik İlk Çağ'a; Winckelmann ise
Orta Çağ kültürlerine yönelik ilginin yolunu
açmıştır. Yeni-klâsisizm ve onu izleyen
Erken Romantizm, Rokoko'nun aşırılıklarına
karşı bir cephe oluşturmuşlar ve bu iki
eğilim de burjuva yaşam kavrayışından kaynak
almıştır.
Fransız İhtilâli, Rokoko
kültürünün yaşam anlayışına ve kraliyetin
haksız vergi düzenlemelerine karşı bayrak
açmıştır. Bu bayrak, sanat plânında
Rokoko'dan Yeni-klâsisizm'e geçilerek
taşınmıştır. Rokoko kültürünün destekçisi
olan burjuvaların kaygısız ve gerçeklerden
kopuk tavırlarına karşı; Neo-klâsik eserler,
militan bir sanat karakteriyle
ilişkilendirilirler. Bu sürecin sanat
ortamında Vien'in klâsisizmi ağırlık
kazanmıştır. Ancak, Vien, konu tercihi ve
güzellik anlayışıyla Rokoko ile bağlantısını
belli bir ölçüde sürdürür. Erotik bir tavır
sezilen yapıtlarında ise klâsisizm biraz
devre dışına itilir. Bu noktada, Rokoko
tavrının estetiği kendini daha fazla
hissettirir.
Bu durum, David'in sanatında
kökten bir değişikliğe uğramıştır
denilebilir. David'in, Yeni-klâsisizm'in
öncüsü ve en büyük sanatçısı olma şerefini
hak etmiş olmasının sebebi, Rokoko
estetiğini devre dışı bırakabilmesidir. Ne
var ki, David'in Yeni-klâsisizmini toplum
hemen benimseyebilmiş değildi. David'in
resimlerinin Rokoko'nun yozlaşmasını yıkmak
üzere yapıldığı daha sonraları
kavranabilmiştir. 1770'lerde Yeni-klâsisizm,
eski üslûpla savaşını sürdürürken pek etkili
olamamış ve 1780'lere kadar da saray
sanatıyla çekişmiştir. Ancak, 1780
sonrasında David'le birlikte başlatılan
savaş, Rokoko'nun geçerliliğini silmeye
başlamıştır. David'in bu noktada 1784'de
resmettiği "Horatius Kardeşler'in Yemini"
adlı tablosu, büyük bir ün kazanarak otuz
yıllık çekişmeye de son noktayı koymuştur.
Böylece 1780-1789 arasında ihtilâle giden
yolun hâkim sanat anlayışı Neo-klâsisizm
olmuştur.
İhtilâl sırasında geçerli
olan resim eğilimlerini kısaca
hatırlatırsak: Fragonard, duyumsal-renkçi
Rokoko'yu; Greuze, duygusallığı; Chardin,
burjuva doğalcılığını ve Vien de klâsisizmi
temsil etmekteydi. İhtilâl için Greuze ve
Chardin'in üslûpları uygun düşerse de,
İhtilâl: klasizim'de karar kılmıştır. Bunun
sebebi: ihtilâlin, "Yeni-klâsisizm"in,
vatanseverlik ve kahramanlık ülkülerini,
Romalı vatandaşlara özgü erdemi ve
cumhuriyetçi özgürlük düşüncelerini en
mükemmel yansıtabilecek estetik anlayış
olduğunu benimsemesidir.
18. yüzyıl kıta Avrupası'nda
felsefecilerin eleştirel tutumları ve insanî
değerlere anlam kazandırmaya çalışmaları
sanatçılar tarafından desteklenmiştir. 18.
yüzyılın son çeyreği, yeni siyasî yapılanma
arzusunun ve aydınlanma felsefesinin
katkılarıyla kendi gerçeğine yönelir.
Çalkantılar, Fransız ihtilâline adım adım
yaklaşıldığının habercisidir. A.G.
Baumgarten (1714-1762) yeni bir estetik
anlayış yaratarak, duygunun önemini vurgular
ve yaratıcı sanata ağırlık verir. Aynı
şekilde Alman filozof Kant (1724-1804)'ın
felsefesi, döneme damgasını vurur. Akademi
yeniden gelişir. Müzecilik çalışmaları önem
kazanır. Antik Çağ'a ilgi artar. Sanatsal
ifade biçimleri çeşitlenir ve yeni bir yola
yönelir. Böylece, süreç, kendi sanatsal
üretim gerçeğinin yolunu açarak, yeni bir
sanat-üretim ilişkisi oluşturur. Bu dönemde
sanat, hoşa gitmekten ziyade, didaktik olmak
arzusundadır. Antik Çağ'a ilgi, Antik Çağ'ın
yeniden doğuşu anlamında ele alınamaz.
Çünkü, Antik Çağ'ın değerleri yeni bir
kalıba dökülmektedir. Rönesans'ta da bu
olmuştu, şimdi de yeni bir dönemin
ihtiyacına yönelik bir sentez oluşmaktadır.
Antik Çağ heykellerinden kopyalar yapılırsa
da bunlar, yeni bir amaca hizmet eden bir
estetiğe katkıda bulunmak üzere değer
kazanırlar. Bu dönemde yüce değerler ve
düşünceler de ağırlık kazanır.
Neo-klâsisizm, Barok ve onu
takiben otaya çıkan Rokoko üslûplarına karşı
klâsisizmin saf estetiğinden ilham alır. Bu
anlayış, ilhamını İlk Çağ geleneklerinden ve
bilhassa eski Yunan ve Roma sanatlarından
alarak yalın bir klâsik güzellik anlayışına
yönelmiştir. Aslında, Fransa'da XVI.
yüzyılda Pierre Lescot, Philibert Delorme,
Jean Goujon, Germain Pilon ile başlayıp;
François Mansart, Jules Hardouin Manscart,
Jacques Sarrazin, François Girardon,
Nicholas Poussin ve Claude le Lorrain gibi
sanatçılarla Barok sürecin içinde de
yükselişe geçen klâsisizm, XVIII. yüzyılın
ilk yarısında kısa bir süre Rokoko üslûbunun
yayılmasıyla gözden düşerse de XVIII. yüzyıl
ortalarıyla XIX. yüzyıl başlarında
Neo-klâsisizm ön plâna çıkar.
Neo-klâsisizm, Barok ve
Rokoko'nun sembolik anlatım diline ve
özellikle Rokoko'nun aşırıya kaçan süslemeci
özentilerine karşı klâsisizmi tekrar
yüceltmek amacına yönelmiş ve sürecinin
yenilik arayışlarını temsil etmiştir.
Dönemin arkeolojik keşifleri ve müzeciliğin
gelişmesi de Antik Çağ'ın klâsik devirlerine
yönelik ilgi artışına katkıda bulunmuştur.
Hemen hemen tüm sanat dallarına damgasını
vuran Neo-klâsik estetik anlayışının temeli:
sağlam form ve çizgisel desen anlayışına
dayanır. Ancak, ışık-gölge ve koyu renk
etkileri de devreye girer.
Neo-klâsik üslûbun başta
gelen temsilcileri: mimar Jacques Ange
Gabriel ve Pierre Vignon; XV. Louis'in
hizmetinde çalışan başarılı heykeltraş Edmé
Bouchardon (1698-1762), Madam de
Pompadour'un gözde heykeltraşı Jean Baptiste
Pigalle (1714-1785), XVIII. yüzyılda
faaliyet gösteren ünlü Fransız heykeltraş
Jean Antoine Houdon (1741-1828); Amerikan
asıllı olup, İngiltere'de faaliyet gösteren
ressam Benjamin West (1738-1820), burada ele
alınan ünlü Fransız ressam Jacques Louis
David (1748-1825) ve David'in öğrencisi
olup, bilhassa portreleriyle ün yapmış
Fransız ressam Jean Auguste Dominique Ingres
(1780-1867)'dir.
3. JACQUES LOUIS DAVID'İN
HAYATININ KÖŞE
TAŞLARI VE SANAT
ANLAYIŞI
3.1. Jacques Louis
David'in Hayatının Köşe Taşları
Onsekizinci yüzyıl Fransız
resminin ve Neo-klâsisizm'in başta gelen
temsilcisi Jacques Louis David, 30 Ağustos
1748'de Paris'te doğmuş ve 29 Aralık 1825'de
Brüksel'de ölmüştür. Bir kumaş tüccarı olan
babası 1757'de bir düelloda öldürülünce
David, iki amcasının elinde şevkatten uzak
bir şekilde büyütülmüştür. Klâsik edebiyata
yönelik çok sayıda kitap okuyan David, bir
çizim kursuna da katılmıştır. Daha sonra,
tarihî konulu resimlerin ünlü üstadı Joseph
Marié Vien'in atölyesine gönderilmiştir.
Hocası Vien, Yunan-Roma klâsisizmine
yönelmesine rağmen Rokoko resminin hafif
duygusallığından ve erotizminden de tamamen
uzaklaşabilmiş değildi. Onsekiz yaşında,
Kraliyet Resim ve Heykel Akademisi'ne giren
David, sıkıntılarla geçen uğraşılarından
sonra nihayet 1774'de "Antiokhos ve
Stratonike" adlı yapıtıyla başarı ödülünü
kazanmıştır.
David, 1775-1780 arasında
Roma'ya gitmiş ve İtalya'daki yıllarında
koyu tonlarla çalışan Bologna okuluna ve
Nicholas Poussin'in ağır-başlı klâsisizmine
ilgi duymuştur. Aynı zamanda da
Caravaggio'nun ışık-gölge kullanımı ve
dramatik gerçekçiliği onu etkilemiştir.
Roma'da Alman ressam Anton Raphael Mengs ile
Johann Joachim Winckelmann'ın yaydığı
Yeni-klâsik öğretiler de David üzerinde
derin izler bırakmıştır. Sanatsal
incelemelerinde Antik Çağ heykelleri büyük
yer tutmuştur.
1780'de Paris'e dönen David,
1780-94 arasında büyük bir ün kazanmış ve
Fransa'da devrinin en önde gelen ressamı
olarak kabul görmüştür. İhtilâl öncesinde
kazandığı ünü ve değeri Napolyon'un
hâkimiyeti döneminde de artmaya devam
etmiştir. David 1782'de, Louvre'un inşasının
gözetimiyle görevli zengin bir müteahhitin
kızı olan Marguerite Pécou ile evlenmiş ve
bu evlilik sonrasında hızlı bir yükseliş
yaşamıştır. 1783'de yaptığı ve şimdi Louvre
müzesinde bulunan: "Hektor'a Yas Tutan
Andromakhe" adlı yapıtıyla elde ettiği
başarı ona 1784'de Krallık Resim Akademisi
üyeliğinin kapısını açmıştır. David aynı
yıl, "Horatius Kardeşlerin Yemini"
adlı yapıtını tamamlamış, önce Roma'daki
atölyesinde ve 1785'de Paris'te bu eserini
sergilemiştir. Eserde, zarafet dolu bir
Yunan klâsisizmi değil, âdeta sert ve kaba
bir Romalı havası seziliyordu. 18. yüzyılın
sonlarında Rokoko resmine karşı oluşturduğu
güçlü tepkiyle Yeni-klâsisizm'in başta gelen
temsilcisi halini alan: "Horatius
Kardeşlerin Yemini", kahramanlık,
vatanseverlik, fedakârlık, metanet ve yas
kavramlarını yeni bir yorumla
görselleştirirken, aynı zamanda da sürecinin
kendine özgü koşullarına bağlanarak, âdeta
1789'dan beş yıl önce gelmekte olan
ihtilâlin habercisi olmuştur.
"Horatius Kardeşlerin
Yemini"nden sonra
David, âdeta bir kültür kahramanı olarak
görülmüş, hatta bazıları onu bir mesih gibi
yüceltmişlerdir. David'in fedakârlık
konusunu ele aldığı diğer önemli eseri:
"Lictorlar'ın Brutus'a Oğullarının Cesedini
Getirmeleri"dir. 1789'da tamamlanan ve şimdi
Paris'te Louvre müzesinde bulunan bu yapıt
sergilendiğinde Fransız İhtilâli
başlamıştır. İhtilâlin ilk yıllarında David,
Robespierre'in önderliğini yaptığı
Jakobenler'e katılarak kendini siyasî bir
davaya ve ideolojiye adamış bir sanatçı
kimliğiyle mücadelesini sürdürmüştür.
Bu sıralarda David'in etkisi
öylesine büyüktür ki, Fransız modası bile
onun resimlerinden esinlenmekteydi. Örneğin:
evler, Roma eşyalarının taklitleriyle
süslenmekte; erkekler Romalılar gibi
saçlarını kısa kestirmekte, kadınlar da
Brutus'un kızlarının giysilerini ve saç
biçimini örnek almaktaydı.
Fransız ihtilâli başlayınca
sanatın yönlendirilmesiyle görevlendirilen
David, Kraliyet Akademisi'nin ve akademik
eğitiminin kaldırılmasını sağlayarak yeni
düzenlemelere gitmesiyle de kendi sürecinin
kültür ve sanat ortamına damgasını
vurmuştur. David, sanatçı kimliğinin
yanısıra siyasî kimliğiyle de büyük önem
kazanmıştır. Resmin Robespierre'i sıfatıyla
anılan sanatçı; ihtilâlci ve Bonapartçı
olarak da tanınmıştır.
1793'de yaptığı: "Marat'ın
Ölümü" adlı ünlü yapıtıyla David, trajik
gerçekçi bir üslûba geçiş yapmış ve aynı
yıl, Konvansiyon'a seçilmiştir. Fransız
ihtilâlinin savunucusu olarak siyasî rolüyle
de dikkati üstüne çeken David, XVI.
Louis'nin idam edilmesi için kabul oyu
kullanmıştır. Meclis başkanlığı ve Genel
Güvenlik Komitesi güvenlik sorumluluğu gibi
görevlere de gelen David, 1794'te arkadaşı
Robespierre'in giyotine gönderilmesine tanık
olmuş ve kendisi de Lüksemburg sarayında
rahat koşullarda kısa süreli hapse mahkûm
olmuştur. Hapisteyken de resme devam eden
sanatçı, 1795'de özgürlüğüne kavuşmuştur.
1794-1799 yılları arasında
David, zarif Yunan biçimlerine yönelerek
yaptığı: "Sabin Kadınları" adlı yapıtıyla
Napolyon'u kendisine hayran bırakmış ve bu
başarısının karşılığını da almıştır. Bu
resimden sonra: "Radikal Cumhuriyetçilerin
Rafaellosu" şeklinde yeni bir sıfata layık
görülen ve Jakoben solculuğundan Bonapartçı
sağcılığa yönelen sanatçıyı, Napolyon siyasî
bir görev vermeksizin hükümet ressamlığına
atamıştır. David, Konsüllük dönemi ile
başlayan bu görevini 1804'ten sonra
İmparatorluk devrinde de sürdürmüştür.
1815'de Napolyon iktidardan düşünce
Brüksel'e sürgüne gönderilen David'in bundan
sonra sanatsal verimi de büyük ölçüde
azalmıştır.
Herşeye rağmen sanatçı, Baron
François Gerard, Antoine Jean Gros ve
Jean-Auguste Dominique Ingres'ın da
aralarında yer aldığı yüzlerce ressam
yetiştirmesiyle de sanat tarihindeki kalıcı
yerini sağlamlaştırarak önemli bir misyonun
sahibi olmuş ve burada değinemediğimiz çok
sayıda başarılı sanat eserine imzasını
atmıştır.
3.2. Jacques Louis
David'in Sanat Anlayışı
David, açık, yalın, ciddî ve
yapmacıksız bir Yeni-klâsik ekolün sağlam
temellerini kurarak, klâsisizmi, düştüğü
sıkıntının ve yozlaşmanın içinden
kurtarmasıyla dikkati çeker. Sanatçı, orta
sınıf halka yönelik doğalcılığı, ağırbaşlı
ve her şeyi denetim altında tutabilen
üslûbuyla aktarmıştır. Portrelerinde tüm
gücünü ve yeteneğini doğalcılıktan
ayrılmaksızın kanıtlayan David, mitolojik,
tarihî ve çeşitli konulardaki resimlerin ele
alınış tarzına da yepyeni bir karakter
kazandırır. David'in başarısının altında
yatan bir gerçek de: Antik Çağ heykel sanatı
konusundaki etütlerinden ve konturlara önem
veren sağlam form anlayışından alabildiğine
yararlanmış olmasıdır.
Kurduğu "Yeni-klâsikçi okul,
saygıdeğer bir önem ve ağırlık kazanmıştır.
David'in nesnel anlayışı, kompozisyondaki
tüm öğeleri düşünce yoluyla denetlenen
ruhsallığa bağlı kılarak, simgesellikle
güçlendirilen mesajın açık ve kesin
aktarımını amaçlar. Sanatçı, kullandığı
renkleri iyice karıştırır ve fırça
darbelerini gizler; yalın ve sağlam
üslûbunu, mükemmel tekniğiyle bütünleştirir.
David'in Fransız ihtilâlinin parlamenter
yönetimi sırasında sanatsal amacını:
"Antikite'yi etüt ederek; ahlâkı olduğu
kadar edebiyatı ve sanatı da yeniden
yaratmak" şeklinde ifade etmesi, onun
yenilikçi atılımlarının kavranabilmesi için
oldukça anlamlıdır.
David, devrinin sanat
politikasında oynadığı güçlü rolle sanat
tarihindeki seçkin yerini almıştır. Sanat
işlerinde hükümetin sözcülüğünü de yapan
David; yalnızca tüm sanatsal propagandanın,
büyük kutlama ve törenlerin, Akademi'nin tüm
işlerinin ve sergilerin düzenleyicisi
olmakla kalmamış ve âdeta sanatta devrim
yaratarak, geniş çevreleri etkileyen bir
ekol oluşturmuştur: Neo-klâsisizm. Kurduğu
okul, Temmuz İhtilâline kadar, Fransız
okulunun tek temsilcisi halini almış olup;
üstelik tüm Avrupa klâsisizminin okulu
olarak görülmeye başlanmıştır. Bu noktada,
Fransız ihtilâlinin sanat plânında iki
önemli etkisinden söz etmek mümkündür: Önce,
David'in başını çektiği Neo-klâsisizmin
sahneye çıkışına elverişli ortam sağlamış ve
daha sonra ise Romantik resmin kaynağı
olmuştur.
David'e resmin Napolyon'u da
denilmiştir. Buna sebep: Napolyon'un bir
cihan fatihi olarak Kazandığı ün neyse;
sanat dünyasında da David'inki odur.
David'in ünü ihtilâl öncesinde, bilhassa
burada ele alınan: "Horatius Kardeşlerin
Yemini" ile üst düzeye tırmanmıştır.
Sanatçı, Napolyon tahta çıkmasından önce
büyük bir önem kazanmıştı ve etkin konumu
Napolyon tahta çıktıktan sonra da
değişmemiştir. Napolyon, David'i saray
ressamı yaptığında aslında kamuoyu nezdinde
kendini buna mecbur hissetmiştir. Napolyon
aslında: Gros, Gerárd, Vernet, Prudhon gibi
ressamlara büyük bir ilgi duymaktaydı.
İmparatorluk devrinde Gros'un adı ön plâna
çıkmaya başlamıştır. Gros: Klâsisizm ve
Romantizm karması bir üslûpla savaşı, insanî
bakış açısıyla birlikte resmeder, yoksulluk,
mutsuzluk ve diğer felâketleri de
göstermekten kaçınmaz. Bu durum da,
İmparatorluk dönemi sanatındaki çelişkiyi ve
eklektizmi ortaya koyar. Bu noktada, sanat,
toplumun bir gerçeğini bize aktarmaktadır:
Napolyon hükümeti, toplumsal açıdan da tam
denetimi sağlayamamıştı ve sosyal alandaki
eşitsizlikler de sürüp gidiyordu. İhtilâl,
inanç özgürlüğü, yurttaşlık özgürlüğü ve
kanun karşısındaki eşitlik gibi kavramları
yerleştirme mücadelesi içindeydi. Bu sıkıntı
ve karışıklıklar da sanat alanına
yansımaktaydı.
David'in sanat sosyolojisi
açısından da dikkate değer bir önemi vardır.
Çünkü o; pratik siyasî amaçlarla, gerçek
sanatsal niteliğin kaynaştırılmasını
sağlamış ve sanatı propaganda amaçlı,
militan bir ruhla da kullanmıştır. Ancak bu
yaklaşımları sanat eserlerinin değerini
azaltmamış; aksine yüceltmiştir. İhtilâl
yaklaşırken ve ihtilâl sırasında siyasetin
tam içindeyken sanatsal başarıları ve
etkinliği de doruk noktaya ulaşmıştır.
İmparatorluk döneminde de David'in sanatı
yaratıcılığını ve canlılığını sürdürmüştür.
Ancak, son döneminde, Brüksel'deki sürgün
hayatında siyasî gerçeklikle ilişkisi
kopunca, buna paralel olarak sanatsal
yaratıcılığında bir durgunluk içine
düşmüştür. Bu durum, onun sanat ve
ideolojiyi birbirine ne kadar sıkı sıkıya
bağladığının açık bir göstergesi olarak
yorumlanabilir. Başka bir deyişle, belli bir
ideoloji ve amaç doğrultusunda sanat
yapmanın, sanatçıyı sınırlamadığı; aksine
itici bir güç odağı kazandırdığı konusunda
David iyi bir örnektir ve ideoloji, sanat ve
gerçeklik tam anlamıyla onda ifadesini
bulmuştur. Delacroix'nın onu: "modern okulun
babası" olarak göstermesi de haklı şöhret ve
başarılarının ifadesidir.
4. ESERİN MORFOLOJİ,
İKONOGRAFİ VE İKONOLOJİSİ:
4.1. Eserin Morfolojisi ve
İkonografisi:
Jacques Louis David,
"Horatius Kardeşlerin Yemini" adlı
resmini 1784 tarihinde tuval üzerine
yağlıboya tekniğinde yapmıştır. Eser, şimd
Paris'te Louvre müzesinde bulunmaktadır ve
330 x 423 cm. ebadındadır.

Bu tablo, David'e,
Corneille'in "Horace" adlı oyununun
Paris'teki sahnelenişinden esinlenilerek,
kralın isteğiyle Güzel Sanatlar Bakanlığı
için sipariş edilmiştir. Yani, hem
kraliyetin üst sınıfları hem de hükümet
tarafından kabul görmüştür. Böylesine önemli
bir sipariş alan David, eşi ve yardımcı
ressamlarıyla birlikte Roma'daki atölyesine
dönmüştür. Resmi bitirir bitirmez ilk kez,
Roma'daki atölyesinde sergileyen David, o
sırada henüz 36 yaşında bulunuyordu. Eserini
görmeye gelenler arasında: Vien, Johann
Heinrich Wilhelm Tischbein, Angelika
Kaufmann ve Battoni gibi Roma sanat
dünyasında saygı duyulan sanatçılar da
mevcuttu. David'in resmi, büyük bir ilgiyle
karşılanmış ve övgüye değer bulunmuştu.
"Horatius Kardeşlerin
Yemini", ikinci
kez, Paris'te 1785 yılında sergilenmiştir.
Her ne kadar sipariş sahipleri, bu resimle
Corneille'in oyunu arasında kurulan bağı tam
olarak görememişlerse de, bu durum, yapıtın
büyük bir başarı kazanmasını engellememişti.
Zaten David'e bu resim için o zamanlar bir
servet anlamına gelen bir meblağın (altı bin
lira) ödendiğini bilmemiz bunu
kanıtlamaktadır. Böylece David, 1784'de
Krallık Resim Akademisi'ne üye seçilmesiyle
yakaladığı saygınlığı, ertesi yılın resim
sergisinde yer alan bu yapıtıyla perçinlemiş
oluyordu.
David'in bu resminin,
onsekizinci yüzyılın en muhteşem eseri
olduğu dahi öne sürülmüş ve sanatçı,
devrimci nitelikteki bir başkaldırının sanat
planındaki temsilcisi olarak kabul görmeye
başlamıştır. Yapıt, klâsik idealin dünyadaki
en güzel temsilcisi olarak da
nitelendirilmiştir. Aslında, zaman zaman,
klâsik anlayışın tutuculukla ilişkisinden
söz edilirse de bu yapıt:
"gerçekleştirilebilen en cesur ve ilerici
atılım" olarak değer kazanmıştır.
David'in bu eseri, aynı
zamanda da büyük bir olay yaratarak,
Neo-klâsisizm teriminin henüz kullanılmadığı
bir sürecin yeni bir sanatsal canlanışının
temsilcisi haline gelmiştir. Dönemin Akademi
müdürü Pierre'in pramidal grafik düzenden
saptığı için bu eseri: "iyi beğeniye yapılan
bir saldırı" olarak nitelendirilişi de
David'in tarzının, süreci içindeki, yepyeni
ve cesur bir atılım olduğunun kanıtıdır.
Kompozisyonda: Alba ile
savaşan Roma'nın zaferini sağlayabilmek için
canlarını seve seve feda etmeye hazırlanan
Horatius Kardeşlerin babalarına yemin
ettikleri an görselleştirilmiştir. Baba ile
Horatius kardeşler aynı hat üstünde
resmedilmişlerdir. Bu cesur kardeşlere,
babaları tarafından kılıçları verilerek,
tören gerçekleştirilmekte ve sağ arka planda
resmedilen anne, çocuklar ve kızkardeşler de
ayrı bir grup teşkil etmektedir.
Kompozisyonun ilgi odağını: "babanın
oğullarına kılıçları verme eylemi"
teşkil etmektedir. Yani, bir baba,
çocuklarını vatan uğruna şehit olmaya teşvik
etmektedir. Sol ön planda yer alan ve âdeta
bir tiyatro sahnesinde rol yapıyormuşçasına
kompozisyona yerleştiren Horatius Kardeşler,
yalın şema içinde hemen dikkati çekerler. Bu
üçüz kardeşin vücut hatları, vücut
üyelerinin hareketleri, elbise kıvrımları
istenilen etkiyi sağlamak amacıyla
resmedilmiştir. Aynı şekilde babanın
vücudundaki ideal oranlar ve jest, arka
plandaki figürlerin resmedilişindeki
idealleştirme klâsisizmin temel yaklaşımını
ortaya koymaktadır.

Kompozisyonun mekân
anlayışının yalınlığı, arka plân
derinliğindeki sütunlu ve kemerli fon
görüntüsü, esere tam bir ciddiyet atmosferi
sağlamakta ve izleyiciyi Roma dünyasına
bağlamaktadır. Horatius Kardeşler, vakur
edalarıyla âdeta, sahnede kendini vatanı
uğruna feda etmeye hazırlanan kahraman rolü
oynayan oyuncuları hatırlatırlar. Aynı
durum, jestleriyle ve ifadesiyle tam bir
vatansever olduğunu ve bu uğurda bile bile
kendini ve evlâtlarını feda etmekten
kaçınmayacağını ve bundan şeref duyacağını
vurgulamaya çalışan babada da görülmektedir.
Kompozisyona giren her şey
ressamın denetimi altındadır. David'in
klâsisizmi, çizgisel kompozisyon ve desen
anlayışına da etkin bir değer vermekte olup,
sağlam ve mükemmel bir estetik yaklaşım tüm
detaylara sinmektedir. Aklın denetimindeki
açık, yalın ve kesin sonuçlara ulaşan
aktarım gücü bu estetiğin temelini teşkil
eder. Kompozisyondaki yalınlık, anlatımın
daha da yoğunlaşmasına yardımcı olmakta;
gereksiz süslemeler, abartılı ifade ve
aktarımlar devre dışı bırakıldığından konu
tüm ciddiyetiyle vurgulanmaktadır.
David'in bu şaheserde
sergilediği üslûp özellikleri öylesine bir
uyum içindedir ki, sanatsal açıdan her şey
âdeta yerli yerini bulmuştur: ağırbaşlılık,
yalınlık, simgesellik, didaktik bir
ahlâksallık, figürlerin heykelleri andıran
anıtsallığına ve ifadeye katkıda bulunan
açık-koyu kontrastlar, koyu ve donuk renk
armonisi, ışığın denetim altında ve
istenilen etkiyi sağlamak amacıyla kullanımı
(hem kompozisyon bütünlüğüne hem de ifadeye
güçlü katkı yapmak üzere istenilen yerlere
düşürülen berrak ışık), çizgilere
(konturlara) önem veren kompozisyon ve
sağlam desen anlayışı, klâsik anatomiye
hâkimiyet ve tüm diğer teknik uygulamalar...
Bu başyapıtın doğallıktan
uzak olduğu yolunda bazı değerlendirmeler
yapılmışsa da, unutulmaması gereken bir şey
vardır ki: O da, bu eserde doğallıkla
biçimsel disiplinin birbirinden ayrılmaz bir
bütünlük oluşturacak şekilde kaynaşmış
olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla, tarafsız
bir eleştiri ahlâkıyla yaklaşıldığında
doğallığın olmadığını söylemek suretiyle
yapıtı aşağılamaya kalkışmak bu temel
gerçeği göz ardı etmek anlamına gelmektedir.
Kompozisyonda ele alınan konu
ise: kaynağını Titus Livius (1:23-4)'tan
almaktadır. Tarihsel bir olgu olarak da
değerlendirildiği anlaşılan bu olayın;
gerçekte çok eski bir inisiasyon mitosunun
dönüştürümü olduğu daha akla uygun
düşmektedir. Konu kısaca şöyledir:
Köylülerin bir kavgası Roma
ve Alba arasında bir savaşa sebep olmuştur.
Bu savaştaki can kaybını önlemek için Alba
kralı, her iki ordunun en iyi savaşçılarının
çarpışmasını önermiştir. Tesadüf eseri
Horatii (Horatius/Horace:Horas) Kardeşler,
Roma ordusunun; Curiatii (Curiatius/Curiace:
Kuryas) Kardeşler de Alba ordusunun
birbirinden ayırt edilemeyecek kadar cesur
üçüz savaşçılarıdır. Bu kahraman askerler,
dövüşmeye başlarlar ve iki Romalı ölür. Buna
karşılık, Alba ordusunun üçüz askerlerinin
her biri yaralanır. Yalnız kalan Romalı
Horatius, önce kaçar, ancak sonra geri
dönerek, bir Albalıyı öldürür. Romalıların
coşkulu desteğiyle diğer Albalıyı, üçüncüsü
yetişemeden saf dışı eder ve nihayet son
Albalıya karşı da üstün gelir. Romalılar
zafer kazanan yiğit Horatius'u çılgınca
alkışlarlar. Bu esnada kızkardeşi onu
karşılamaya gelir ve Horatius'un omzunda
Curiatii'lerden olan nişanlısı Curiatius'un
pelerinini görünce gerçeği anlar ve yasa
boğulur. Tüm Romalılar sevinç gösterileri
yaparken; kız kardeşinin ölen Albalı
nişanlısına ağlaması, Romalı kahramanı
öfkelendirir ve Horatius, kılıcını kız
kardeşine saplar ve şöyle der: "Düşmanına
ağlayacak her Romalı kız işte böyle ölmeli!"
Bu cinayet dolayısıyla Horatius yargılanır.
Babası onu, Roma'ya zafer kazandırdığı
gerekçesiyle savunur. Romalılar da ona hak
verirler. Ancak, babası gene de ona sembolik
bir ceza vererek: boyundan alçak bir engelin
altından geçmesini ister ve böylece başını
eğmeye mecbur bırakır.
Bu olayın anlatımında yatan
gerçeklerden biri de yüksek bir ideal uğruna
işlenen cinayete haklı bir gerekçe bulmak,
hatta onu meşrulaştırmak düşüncesidir. Aynı
zamanda, kahramanlıkla bağlantılı olan bu
tema, 16.-17. yüzyıllarda İtalya'da ve Kuzey
Avrupa'da karşımıza çıkar. David'in,
onsekizinci yüzyılın Fransası'nın kritik
tarihî sürecinde böyle bir temayı
görselleştirmesi de son derece anlamlıdır.
Üstelik, bu aktarıma en uygun estetik
anlayışı kullanmış olması da eserinin haklı
bir şöhrete ulaşmasına imkân tanımıştır.
Yapıtın, Yeni-klâsisizm'in en
üstün örneği olarak gösterilmesinin altında
yatan sebeplerden biri de: ihtilâlin
ideolojisini, anlam ve gerçeğini en etkili
şekilde üslûplaştırmasıdır. Bu eserde,
"sanat toplum içindir" düşüncesi de en güçlü
temsilcilerinden birini bulmuş olmaktadır.
Buradaki biçim anlayışı, anlamı ortaya
koyabilmek için tüm gücüyle haykırmakta ve
yapıt, keskin ifadesiyle cumhuriyetçi
politik değerlerin sanat yoluyla
aktarılmasına militan bir ruhla aracılık
etmektedir.
4.2. Eserin İkonolojisi:
Yapıt, Cumhuriyetçi Roma'ya
gönderme yaparak, otoriter ve yurtsever
ahlâk değerlerinin yeniden gündeme gelmesine
aracılık etmektedir. Aynı zamanda da
yozlaşmış aristokrasiye karşıt bir söylem
içermektedir. Ancak, ihtilâl sürecinin
vatanseverliğini oluşturan inanç ve
düşünceleri Roma çağınınkilerle karışmamak
gerekir. Çünkü, Fransa'nın mücadelesi
ihtilâle karşı silaha başvuran komşu
devletlerleydi ve bu durumda Roma dönemiyle
ancak dolaylı bir bağ kurmak mümkündür.
Zaten, Fransa'da bu süreçte: Roma devrinin
giysileri ve Romalıların vatanseverliği moda
halini almıştı. Kahramanlık ve şövalyelik
ruhu da daima canlı tutulmaktaydı.

Bu şaheser, bize ait olduğu
tarihî süreçten bir kesit aktararak, Fransız
ihtilâlinin ideolojisine anlam ve gerçeğine
de ışık tutmaktadır. Mekân anlayışı, konunun
anlam ve değerine uygun ağırbaşlı ve ciddî
bir atmosferi vurgularken; karanlık ve
parlak ışık karşıtlığı da anlamsal dizgeye
katılmaktadır. Vücutların anatomik yapısını
ve jestleri vurgulayan ışık, kahramanların
elbise kıvrımlarında ve silahlarda da
parlamaktadır. Işık-gölge kullanımıyla âdeta
yüce bir gayeye hizmet eden bir savaşın
getireceği aydınlık ima edilmektedir. Baba
ve kahraman kardeşler, sağlam bir şekilde
yere basmakta ve aynı eksen üzerinde yer
almaktadır. Bu kurgu da sağlam bir
ideolojinin savunucusu olarak yorumlanan
baba ve oğullarının, inanç ve düşünceleri
uğruna gerektiğinde birlikte ölmekten
kaçınmayacaklarının bir işaretedir. Kadınlar
ve çocuklar grubu, sağ arka plâna alınarak,
yemin töreni anında görselleştirilen
erkeklerden ayırt edilmiştir. Böylece, anlam
boyutuyla bağlantılı bir şekilde dramatik
aktarımla ilişkilendirilmektedirler: Jest ve
ifadeleri de erkeklerinkiyle tam bir zıtlık
teşkil etmektedir. Bunlardan, nişanlısının
ölümüne üzülecek olan kız kardeş de henüz
başına geleceklerden habersiz bir hüzünlü
sessizliğe büründürülmüştür. Kompozisyondaki
tüm üslûp özellikleri ve teknik başarı
yapıtın söylem gücünü kararlı bir şekilde
doruğa çıkarmaktadır.

Ne var ki, klâsik anlayışa
sıcak bakmayan eleştirmenler, kompozisyonda
ussal bir tasarımın ağır bastığını ve
ifadenin yapay kaldığını ileri sürmüşlerdir.
Ancak, yapıtın iletmek istediği mesajı
okuduğumuzda neden böyle bir üslûbun tercih
edilmiş olduğunu hissetmemek mümkün
değildir. Bu noktada, yüce değer ve
duyguları etkili şekilde vurgulayan bir
aktarım gücünü arzulayan David'in, yalın bir
klâsisizmin dışında kalan bir başka üslûbun
tartışılmaz idealleri, aklı ve gerçeği
aktarmakta yetersiz kalabileceği endişesini
yüreğinin ta derininde duyduğunu kabul etmek
durumundayız. Zaten, Fransız ihtilâlinin
sanat alanındaki temsilcisi durumuna gelen
bu şahaser, gücünü: "kahramanlık",
"vatanseverlik", "fedakârlık", "metanet",
"yas" ve "yüce bir gaye uğruna haklı savaş"
kavramlarını, yapıldığı yıllarda moda olan
diğer üslûplarla değil; Yeni-klâsikçi ve
klâsisizmi ayağa düşmekten kurtaran yeni bir
yorumla vurgulanmasından almıştır.
"İdeoloji, sanat ve gerçeklik" bu
yapıtta iç içe geçmiştir. Bu yapıtla,
ihtilâle beş (yıl) kala sıkıntılı bir
sürecin siyasî idealleri, toplumla da
bütünleştirilerek, anlam ve gerçeğini
bulmuştur. Çünkü, tamamen veya daha çok
duygularla yönlendirilen mücadeleler
içtenlik, sıcaklık, incelik ve zarafet
temeline ne kadar çok dayanırsa dayansınlar,
zaman zaman insanları ve toplumları aklın ve
gerçeğin ötesine itebilirler. Burada önemli
olan nokta: aklın yitirilmemesi ve duygusal
zayıflıklara insanı hedefinden saptıracak
kadar kapılmamaktadır. Böyle bir temel
gerçek söz konusu olduğunda da:
"kahramanlık, fedâkârlık ve vatanseverlik"
temalarının David'in elindeki yorumu
karşısında durabilmek mümkün olmaz ve
Horatius Kardeşlerin Yemini'nin ulaştığı
konum, zaten bu durumun açık kanıtı
olmuştur.

David'in eserinde bir bakıma:
insanların duygularının esiri olabileceği,
aklî denetimlerini yitirebileceği ve yüce
inanç ve değerleri görmezden gelebileceği
gerçeğinin de dolaylı yoldan altı çizilmiş
olmaktadır. Yapıta kaynak teşkil eden antik
konuda geçen Albalı nişanlısının ölümüne
ağlayan kız kardeş, aklın ve gerçeğin
uzağına düşmekten kendini kurtaramamış ve
onun bu zafiyeti kendi felâketini
hazırlamıştır.
Yeni bir estetik anlayış
değerlendirilirken ve bu anlayışa bağlı bir
sanat eseri incelenirken tarafsız bir bakış
açısı her şeyin temelini teşkil etmektedir.
Her yeni sanatsal eğilimin ve tabiatıyla da
David'in Yeni-klâsisizmi'nin ait olduğu
sürecin kendi gerçeği içinde
değerlendirilmesi gerekmektedir. Tarafsız
eleştiri ahlâkıyla yola çıktığımızda
sorulması gereken soru şudur: acaba sanatçı,
yeteneğini, yaratıcı ve tutarlı bir aktarım
gücüyle sergileyebilmiş midir? Böyle bir
soruya, David'in burada ele aldığımız
başyapıtından yola çıkarak verilecek cevap:
sanatçının, tüm sanatsal birikimini,
anlayışını başarıyla aktardığı ve vurgulanan
temaya en uygun bir estetik yaklaşımın
bütünlüğü içinde tüm yeteneğini ortaya
koyduğudur. Böylece, David'in bu
başyapıtıyla, iletmek istediği mesaja bağlı
olarak, kendisine sipariş edilen konunun
anlamsal dönüştürümünü ve kurgusunu en uygun
bir görsel dile dökerek yaptığını; bunu
yapabilmek için tüm aklını, ruhunu ve
birikimini bizlere sunduğunu görememek
sadece taraflı eleştirmenlere has bir gerçek
olarak kalacaktır. Üstelik sanatın klâsik
temelleri, hiç bir zaman gözden
kaçırılamayacak bir potansiyeli de içinde
barındırır. Sanatın klâsik değerlerine
saldırmak: bir bakıma kendi eliyle kendi
kuyusunu kazmak tehlikesini de beraberinde
getirir. Bu tehlikenin boyutları sanat
eğitimi ve öğretimi söz konusu olduğunda
daha da büyür.
İlginç olan bir husus da:
yapıtın kralın isteğiyle ve Güzel Sanatlar
Bakanlığı için sipariş edilmiş olmasıdır.
Yani eser, hem kral, hem kraliyetin üst
sınıflarınca, hem de hükümet tarafından
kabul görmüştür. Ancak, ihtilâl öncesi
sürecin en önemli eseri haline gelen bu
başyapıtta saray çevresinin beğenisinden
ziyade burjuva kesiminin anlayışı hâkim
olup, kraliyete karşı başlatılacak ihtilâl
mücadelesinin cesaret, vatanseverlik,
fedakârlık ve bile bile ölümü göze alma gibi
düşünceleri ifadesini bulmuştur. Fransız
vatandaşları da bu resimde ifadesini bulan
kavramları: Fransız Cumhuriyetiyle
özdeşleştirerek, aristokratlarla ve kralla
ilişkili görmemişlerdir. Zaten, David,
Horatius Kardeşlerin Yemini'nden dokuz yıl
sonra 1793'de yapacağı "Mara'nın Ölümü" adlı
yapıtındaki slogancı bir nitelik arz eden
siyasî içerikli yorumuyla, sanat alanındaki
mücadelesiyle kraliyetin karşı saflarında
yer tuttuğunu açıkça gösterecektir.
David'in "Horatius
Kardeşlerin Yemini" adlı şahaseri, bir başka
açıdan da yapıldığı sürecin siyasî
ortamındaki kararsızlık ve belirsizliklerin
bir sanat eseri yoluyla tescili anlamına
gelmektedir. Aynı zamanda da topluma mal
olan başarılı bir sanat yapıtının karşısında
hiç bir gücün duramayacağı ve sanatın,
toplumun önünü açan bir etkiyi nasıl yaptığı
gerçeği de açıklığa kavuşmuş olmaktadır.
Bundan dolayı da David'in bu başyapıtı,
sadece Yeni-klâsisizm'den değil; sanatın ve
klâsisizmin öncü, yol gösterici ve ilerici
özelliğinden de söz etmek gerektiğinde belki
de gösterilebilecek örneklerin en başında
sanat tarihindeki yerini alacaktır.