Edouard Manet (1832–1883) Avrupa resim
sanatı tarihinin en önemli ustalarından biri
olarak çağına damgasını vurmuştur. Varlıklı
ve saygın Parisli bir ailenin çocuğu olması
ona önemli bir destek sağladığı gibi sanat
yaşamının daima şehirli bir anlayışla ortaya
konmasında da önemli bir etmen olmuştur.
Babası Adalet Bakanlığı’na bağlı bir yargıç
, annesi de önemli bir diplomatın kızı ve
Mareşal Bernadotte’nin torunudur. Bu
nitelikleri itibariyle Fransız Devrimi
sonrasında oluşan sosyal yapılanmada
ailesinin konumunun önemi anlaşılmaktadır.
Edouard Manet genç yaşlarında resme ilgi
duymuştur. Babasının hukuk eğitimi alması
isteği de, denizcilik hevesleri de sonuçsuz
kalmıştır. Bu denizcilik arayışları
esnasında da resme olan ilgisi defterler
dolusu çizimlerinde kendisini göstermiştir.
Daha sonra döneminde saygın bir ressam olan
Thomas Couture’ün atelyesine girmişse de
önemli gelişimini Louvre’daki ünlü
ressamların eserleri üzerine yaptığı
gözlemleriyle yapmıştır. Özellikle de Frans
Halls, Tiziano, Giorgione, Tintoretto,
Velazquez ve Goya’nın sanatçı kimliğinin
gelişiminde önemi büyüktür. 1853- 1856
yılları arasındaki bu olgunlaşma sürecinde
ressamın İtalya, Hollanda, Almanya ve
Avusturya’ya yaptığı yolculuklar sanat
anlayışının şekillenmesinde önemli izler
bırakacak ve onun eski ustalarla olan bağını
daha da güçlendirmiştir. Bu seyahatler
dışında, daha ileriki yaşlarda İspanya’ya
yapmış olduğu yolculuk da her ne kadar
sanatçıya istediği mutluluğu vermemişse de
sanat yaşamı için önemli bir etki sağlamış,
Velazquez ve Goya gibi ustaları daha iyi
tanımasına imkan tanımıştır. Sanatçı adeta
eski ustaların 19. yüzyıldaki bir takipçisi
olmaya gayret etmiştir.
Bütün geleneksel ustalar ve onların
eserlerine duyduğu hayranlığa rağmen
Manet’nin Klasik Anlayışı sürdürmek gibi bir
çabası olmamıştır. Aksine Klasik Sanatı
sürdürme çabalarının resmi çıkmaza soktuğuna
inanması onun geçmiş ve gelecek arasında
kalan bir köprü oluşturmasına imkan
tanımıştır. Her ne kadar siyah ve koyu
renkler kullanma tutkusu onun eskiyle
bağlarını tap olarak koparamaması anlamına
gelse de, gördüğünü resme aktarma ve anlık
olanı yakalayıp yansıtma eğilimi Manet’nin
farklı tarzını ortaya koyuyordu. Sanatçının
gereksiz ayrıntılardan kaçınması ve ışık
gölge oyunlarına kapılmaması ve özellikle de
bunlardan uzak durması, gelenekselden tam
olarak kopamasa da yeni bir sanatsal anlayış
olan İzlenimci anlayışa bağlanan bir köprü
oluşturmaktadır. Özellikle uygulama
açısından eski ve yeni arasındaki bağlayıcı
konumu, çağının gördüğü ve çoğunlukla
sosyal açıdan önem taşıyan gerçek olan
görüntüyü resmetme anlayışıyla Gerçekçilik
anlayışına eğilim gösteren, ama anlık olan
ve sosyal içerikten çok görselin
yalıtılmışlığını yeğleyen görüntüyü model
olarak esas kabul eden İzlenimcilik
anlayışla da çok sıkı ilişkileri belirgin
olan niteliğiyle de Gerçekçilik ve
İzlenimcilik arasında da bir bağ
kurmaktadır.
Manet’nin sanat yaşamında kendi çağdaşı
olan ressamlar kadar, çağının ünlü yazın
adamları ve hatta şahsen bu yazın
adamlarıyla kurduğu dostlukların önemli
etkisi olmuştur. Çağının ünlü devrimci
ustası, ressam Courbet ve onun Gerçekçi
anlayışından önemli ölçüde etkiler aldığı
gözden kaçmayan Manet’nin 1858 de tanıştığı
19.yüzyıl Fransız Edebiyetı’nın en önemli
kişilerinden olan Şair Baudelair ile olan
dostluğunun ve bu şairin sanat anlayışının
sanatsal kimliğini oluşturmadaki rolü
önemlidir. Şaire göre ‘ Yaşamın kendisi
sanat için gerçek bir esin kaynağıdır. ‘ Bu
noktada, özellikle düşün adamı Proudhon ‘un
önderliğini yaptığı Positivist düşünce
akımından kaynak alan ‘ Sanat, bilim gibi
gerçeği yansıtmalıdır ‘ düşüncesiyle
beslenen Manet, Baudelair’in düşüncelerini
en yalın ve en iyi biçimde yansıtabilen
ressam olmuştur denebilir.
Manet’nin sanat yaşamında önemli etkisi
olan, çağını bir başka önemli Yazın adamı da
Emile Zola olmuştur. Özellikle her ikisi
arasında kurulan dostluğun karşılıklı
etkileşimler kadar, Manet’nin tanınmasında
Zola’nın övgü dolu yazılarının da önemi
büyüktür.
Gerçekçiliğin alçak gönüllü sınırlarını da
aşan sosyal gerçeğin en yalın biçimde ifade
edilmesini savunan Naturalist anlayışın
temsilcisi olan Zola’nın ressamla olan
yakın dostluğu her ikisinin de özellikle ‘
Nana ‘ adını taşıyan yapıtlarında ortaya
çıkan bir diyalog içinde bulunmalarının en
güzel örneğidir. Her iki ustanın elinde
çarpıcı bir nitelik kazanarak yalın biçimde
ifadesini bulan sosyal bir yaranın ifadesi
olarak Nana hem bir tablo hem de roman
olarak
(1)
Sanayi Devrimi sonrasında önemli bir
metropol olarak Paris’te yaygınlık kazanan
Fuhuş ve insanın bir meta unsuru olma
olgusuna dikkat çekmektedir.
1866 yılında tanıştığı Monet ve Pissaro
Manet’nin çevresinde bulunan önemli
ressamlar arasındadır. Ayrıca Degas ile de
önemli bir dostluk ilişkilerinin bulunduğu
bilinmektedir. Ekonomik durumunun iyi olması
Manet’nin özellikle Monet için yaptığı
yardımlarla belgelenen bir biçimde arkadaşı
olan ressamlara önemli bir ekonomik destek
sağlamasına rağmen onlarla birlikte yeni
eylemlerde yer almaması sergilerine
katılmaması, daima kendi başına hareket etme
isteğini ve aynı zamanda da sosyal ve
politik açıdan çekimserliğini
göstermektedir.
Manet daima yeni arayışlara, deneylere ve
uygulamalara açık bir sanatçı olarak dikkat
çekmektedir. Bu durumun en güzel kanıtı
yapmış olduğu portreler, natürmortlar ve
değişik tarzlardaki görünümlere konu teşkil
eden kafe, bar ve lokantalar yanında değişik
yaşam kesitleri sunan yansımalar olan
yapıtlarında kendisini göstermektedir. Bu
yapıtlarda belirli ölçüde bir sosyal
eleştiri görülse de , sanatçının genelde
siyasi etkinlikler ile birlikte , yeni ve
öncü eyleme dönük sanat hareketlerinden de
uzak durmaya çabaladığı gözden
kaçmamaktadır.
Bütün çekimserliğine ve dikkatli tutumuna
rağmen Manet’nin sanat yaşamı sosyal yaşamı
kadar çekingen kalmasına imkan tanımamıştır.
Sanatçının baş yapıtları arasında önemli
yeri olan ‘ Kırda Yemek ‘( 1862-1863 )ve
Olympia (1863) ile başlayan ve yaşam süreci
boyunca da sürecek olan Akademik Sanat
çevreleriyle önemli bir savaş vermesine
neden teşkil edecek bir mücadeleye
sürüklenmesinde sanatçının hakim olan
çağdaşı akımlardan farklı bir eleştiri ve
ironi taşıyan ifadeselliği dışında yeni
teknik uygulamalara da yönelik oluşunun
etkisi büyüktür. Manet’nin Sanat anlayışı
maddiyata ve maddi değerlerin hakimiyet
kurduğu bir toplumsal ortamda çağdaşı bir
çok sanatçı gibi insanın masumiyetini ve
insani değerlerin önceliğini savunan bir
nitelik taşımaktadır. Manet tüm şehirli
burjuva kimliğine rağmen çağının sosyal
gerçeklerini ve sanatsal yenilik
arayışlarını ortaya koymak istemiştir.
Onun ele aldığı gerçeklik tüm yalınlığına
rağmen sert ve keskin değildir. İroniktir.
Önemli olan resmin gerçeği, resimdeki
gerçekliktir.
1848 Başkaldırısı sonrası süreçte, özellikle
İngiltere, Almanya ve Fransa’da yaşanan
Sanayi Devrimi nedeniyle oluşan Modern Süreç
ve değişen toplum ve bu toplumun yaşadığı
çarpıcı sosyal gerçekler tüm çağdaşları gibi
Manet’yi de derinden etkilemiştir. Modern
yaşamın tüm masumiyeti yok ederek insanı
tüketmesi, insani değerlerin aşınması ve
insanın bir meta unsuruna dönüşmesiyle
beslenen sosyal çarpıklıkların varlığı tüm
çağdaşları gibi ressamın da önünde duran ve
kaçılamaz bir nitelik taşıyan bir gerçek
teşkil etmektedir.
Akademik sergilere kabul edilmemiş olsa da
sanatçı değişik sergileme fırsatlarına sahip
olmuş ve tüm tepkilere rağmen yapıtlarını
sergilemiştir. Bu durumun en güzel kanıtı
1863 de ‘ Martinet Galerisi’nde açtığı sergi
ve İmparator III. Napolyon’un da önerisiyle
açılan, Akademik Salon karşıtı
Reddedilenler Sergisi ‘nde üç önemli
yapıtının sergilenmesidir. 1873 Salonuna ‘
Le Bon Bock ‘ adlı eserinin kabul edilmesi
bu mücadeleyi bir ölçüde yatıştırmışsa da
Manet ve Akademik çevreler arasındaki
çekişme daha sonra Salona eser vermesine
rağmen sürmüştür. Bu mücadelelerin sanatçıyı
yıprattığı bir gerçektir. 1879 da Amerika’ya
götürülen ‘ Maximilian’ın Kurşuna Dizilmesi
‘ adlı ünlü yapıtıyla ülkesinin sınırları
dışında çektiği ilgi yanında 1880 de
Paris’de açtığı kişisel sergi , 1881 Salonu
‘nda kazandığı Madalya ve 1882 de Legion
D’Honneur nişanı alması da , bu süreçte
önemli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya
bulunan sanatçı için önemli bir sevinç
kaynağı olmamış , sadece bir onur kaynağı
teşkil etmiştir. 1883 Nisan ayında ölen
sanatçının ardından önemli bir sergi açılmış
ve önemi vurgulanmıştır. Bu sergi için
hazırlanan katalog ön sözünü de Emile Zola
yazmıştır.
Folies Bergere Barı adlı yapıtı 1881 - 1882
arasında hazırlayan Edouard Manet sanat
yaşamının son döneminde ölümünden önceki
yılda tamamlanmış, Londra’da sergilenmiş ve
burada Courtault Institute koleksiyonunda
kalmıştır. Folies Bergere Barı, Sanat
Tarihinin genel gelişimi içinde önemli bir
eser olarak, Manet’nin ünlü yapıtlarıyla
birlikte anılan ve gerçekten sanatçının
bütün sanat deneyimlerinin bir potada
eritilmesi gibidir. Bu nedenle sanatçının
sanat anlayışı ve gelişiminin bu yapıtın
öneminin anlaşılmasında önemi büyüktür. Bu
eser sadece ressamın kendisinin değil , aynı
zamanda çağının ve tüm Avrupa resim
sanatının da önemli kavşaklarından birini
oluşturmaktadır. Bir çok noktadan sanatçının
kişiliği, sanat anlayışı, çağının ruhu ve
sanatçının da paylaştığı ortak sanat dili ve
içinde yer aldığı sosyal çevrelerin ve
sosyal ilişkilerin yapıtın önem, değer ve
algılanmasında çok büyük bir rol oynadığı
gözden kaçmamaktadır. Aynı zamanda bu yapıt
teknik olarak da önemlidir. Burada klasik
ve geleneksel resim anlayışının biterek yeni
modern resim anlayışının başlaması arasında
bir köprü olduğunu gösteren teknik
uyarlamalara rastlıyoruz.
Resim ana niteliği itibariyle şiirsel bir
görselliğe sahiptir. Mekan olarak Paris’in
o dönemde en tanınmış eğlence mekanlarından
biri olan Folies Bergere Barı’nı seçmiştir.
Bu mekanın Manet’nin sanatçılarla birlikte
bulunmaktan hoşlandığı yerlerden biri olduğu
bilinmektedir. Paris ‘in sosyal yaşamı ve
gece hayatından hoşlanan biri olan ressamın
daha önceki başka yapıtlarında da olduğu
gibi bu ortamı iyi bilen biri olarak ele
aldığı görülmektedir.
Sahnenin temel öğesi olan sarışın genç kadın
siyah bir elbise içinde beyaz teni ve sarı
saçları iyice belirtilecek şekilde ele
alınmıştır.Bar içindeki ortamda bu genç
kadın arkasında yer aldığı tezgaha dayanmış
ve dalgın bakışlarla seyirciye yönelmiştir.
Bakışları boşluğa yönelik olsa da seyircinin
tüm ilgisini üstünde toplayacak şekilde ele
alınmıştır. Bu giysinin çalıştığı barın
görevlileri tarafından giyilen bir tür
üniforma olduğu anlaşılmaktadır. Göğüs
dekoltesi üstünde ilgi çekici bir öğe olarak
bu genç kadınla bütünleştiği fark edilen bir
demet küçük çiçek iliştirilmiştir.

Genç kadının bulunduğu alanın hemen
arkasında yer alan büyük aynaya yansıyan
görüntüden da anlaşıldığı gibi çok kalabalık
olan bu mekan içinde kendi dünyasına
kapanmış gibi durmaktadır. Böylece kalabalık
içinde bu tezgahtar kızın yalnızlığı
vurgulanmıştır. Tezgahın arkasında duran ve
göğüs dekoltesinde bir demet çiçeğin özenle
belirtildiği bu genç kadın ile özdeşen
ilginç bir başka öğe olarak tezgahın üstünde
içki şişeleri arasında duran bir cam bardak
içindeki zarif çiçekler de bu genç kadın
için ilginç bir göndermedir. Aynanın
önündeki genç kadının duruşu ve içki
şişeleri arasındaki çiçeklerin bulunduğu
bardağın durumu ilginç bir biçimde seyirciyi
bu ortamdaki kadının zarafet , yalnızlık ve
güzelliğiyle birlikte tezgahta satışa
sunulan nesneler arasındaki insani kimliğine
yönlendirmektedir. Bu tezgah üzerinde yer
alan çiçekler, içinde meyveler bulunan meyve
tabağı ve pahalı içkilerin bulunduğu içki
şişeleri sanatçının bu süreçte özenle
sürdürdüğü natürmort çalışmalarının da bir
noktada sonuca ulaştığı bir yerdir. Bütün
natürmort öğeleri arasında sadece yaşayan
bir öğe olarak genç kadın varlık
bulmaktadır. Diğer insanla ilişkili öğelerde
aynadan yansıyan ikincil görüntülerdir. Bu
olgu bir ikilem yaratmakta ve genç kadının
aynadaki yansımasıyla ilginç bir açılım
sergilemektedir.
Resmin sağ tarafında aynadaki yansımadan
anlaşılan bir optik düzenleme ile sanatçı
kızın seyircinin görmediği bir kişi ile
iletişimine yönlendirme yapmaktadır. Bu
yansımadan esasında genç kadının yalnız
olmadığı anlaşılmaktadır. Yansımada yüksek
silindir şapkası ve elindeki içki bardağı
özenle belirtilmiş bir adam görülmektedir.
Genç kadına dikili gözleriyle dikkat çeken
bu adamın özenle belirtilmiş bu öğeler
doğrultusunda Paris gece hayatının
müdavimlerinden varlıklı biri olduğu fark
edilmektedir. Özellikle başındaki şapkası bu
dönemin bir çok yapıtıyla uyuşum içinde bu
sosyal statüyü yansıtmaktadır. Bu noktada
ilginç olan, ilk anda gerçek görüntüsünde
sakin ve kayıtsız görülen genç kadının bu
aynadaki yansımasında bu adamla belirli bir
iletişim içinde bulunmasıdır.

Folies Bergere Barı esas itibariyle iki
farklı eğilimin bir araya getirildiği görsel
bir kurguya sahiptir. Aynı zamanda hemen
hemen iki anlayış da Manet’nin kendi
yaşamında olduğu gibi iç içe geçmiştir.
Önde genç kadın ve çevresinde görülen
nesnelerin oluşturduğu geleneksel bir
görüntüye karşın arkadaki aynada yansıyan
görüntülerin tamamen İzlenimci tarza uyan
bir renkler dizgesi içinde ışık oyunlarıyla
renklerin kaynaştığı ve klasik biçimlerin
aşıldığı şekilde ifade edilmesi önemlidir.
Aynada yansıyan görüntü 1870-1880 yıllarında
açılışının ardından büyük bir ilgi derleyen
ve ününü 130 yıl boyunca koruyan Paris gece
hayatının önemli merkezlerinden biri olan
Folies Bergere Barı ‘ nın hatırı sayılır
müşterileri içi ayrılmış Loca kesimidir. Bu
renklerle ifadesini bulan topluluk içinde
özellikle ressamında yakın arkadaşı olan ve
Paris gece hayatının gözde kişilikleri ve bu
ortamın gözde kadınları hemen göze
çarpmaktadır. Bu kadınlardan özenle
belirtilmiş olanların beyaz giysili Mery
Lauren diğeri ise aktrist Jeanne de Marsey
olarak teşhis edilmektedir. Dönemin pahalı
fahişeleri tarafından olduğu kadar, zengin
ve soylu hovardalarıyla sanatçıların da
rağbet ettiği bar daima şehirli bir burjuva
olma özelliğini kaybetmemiş olan Manet için
de önemli bir mekan olmuştur. Müşterilere
içki ve aşk satıldığı bu barın atmosferi
dönemin Gerçekçi yazarlarından Guy De
Maupassant’ın (Manet’nin tablosundan üç
dört yıl sonra) 1885 de yayınlanan ‘ Belle
Amie ‘ adlı romanında çok güzel
yansıtılmıştır. Bu romanda anlatılan
abartılı biçimde makyajlı bar çalışanı
kadınlardan farklı olarak Manet’in
tablosundaki barmen yalın güzelliği ve
gençliğinin tazeliğiyle, taze çiçeklerle
paralel bir biçimde ele alınmıştır.
Tabloya modellik eden genç kadının kimliği
de çok açık olmasa da belirlenebilmektedir.
Adının Suzon olduğu bilinen sarışın genç
kadın bu barda çalışan ve Manet’nin de iyi
tanıdığı bir kimsedir. Manet’nin bir
portresini de yaptığı Suzon, bu tablonun
hazırlanışı sırasında ressamın atölyesinde
poz vermiştir. Manet’nin arkadaşları ve bazı
çağdaşları tarafından kendisinin de barın
atmosferine uygun bir yaşam tarzını
benimsemiş olduğu belirtilen bu genç kadın
hakkında fazla bir şey söylemek zordur. Bu
yaşamın içinde yitip giden kazanç unsuruna
dönüşmüş kadınları ince bir sosyal eleştiri
konusu olarak Olympia’dan (1863) başlayarak
defalarca değişik yapıtlarında ele alan
Manet için Suzon’un ve poz verdiği tablonun
çok da farklı olmayan sosyal bir son bir
hesaplaşma ürünü olduğu gözden
kaçmamaktadır. Özellikle genç kadının tüm
yalın güzelliği ve saflığıyla gösterildiği
ön plan gerisinde yer alan aynadaki
yansıması bu noktada ilginç bir göndermede
bulunmaktadır. Bu yansımada görülen adam
özellikle açık bir sosyal eleştiri olan ‘
Nana ‘ ve diğer bazı tablolarındaki iz
düşümler ışığında Manet’nin burada ifade
etmek istediği katı gerçeğe ışık
tutmaktadır.
Bu noktada Manet’nin bu baş yapıtı için çok
şey söylendiği bir gerçektir . Fakat
bunların da önemli bir bölümü de çağın
popüler ‘ La Parisienne ‘ miti ve bu mit
çevresinde şeklenmiş olgular ve erotik
temelli söylemler olarak karşımıza
çıkmaktadır
(2).
Çoğunlukla da 19. yüzyılda şekillenen
kapitalist toplumun keskin bir eleştirisiyle
insanın tükenişi ve masumiyetin kaybedilişi
olgusuna yönelik olarak tablonun
değerlendirilmesi gerektiğine işaret
etmektedir.
Tam anlamıyla yeni bir sanat dilinin
temsilcisi olan tablo, akademik anlayışa
göre teknik açıdan başarısız, işlediği konu
ve ifade ettiği sosyal eleştiri açısından da
ürkütücü olan Folies Bergere Barı , bu tip
teknik deneyimler ve sosyal eleştirilerin
daha da keskin bir biçimde ifade edildiği
bir süreçte yapıldığı için ressamın erken
eserleri gibi büyük tepki görmemiştir.
Sanat Tarihi’nin teknik ve içerik açısından
önemli bir aşamasını temsil eden bu baş
yapıt, Manet ‘nin yakın dostu Baudelaire’ in
savunduğu gibi görüntünün saf ve anlık
kalitesi içinde bulunduğu an ve ortamla
kaynaşmakta ve arka planda bulunan sosyal
eleştiriyi yepyeni bir teknik uyarlamayla
ortaya koymaktadır.