TÜRKÇE

"Düşünme ile dil, görme ile dil arasında sıkı bir ilişki vardır.
Yaratıcı bir görme, yaratıcı düşünme, dilde de yaratıcı olur." T.M.

ana sayfa + d.B. Ana Sayfa + BAĞLANTILAR + H62  

 

Tükçemizi Hukuksal Düzenle Korumak
Çetin Aşcıoğlu
(*)

Türk Ulusu dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır. M. Kemal Atatürk (1930)

                   Osmanlı' da, Türkçemiz Arapça ve Farsça’ nın etkisiyle kirlenmiş; halkın anlamadığı Osmanlıca denilen yazı dili ortaya çıkmıştır.   Halkın  konuştuğu Türkçeyi  küçük gören Osmanlı aydınlarının ürünü olan  Osmanlıca ‘ da Türkçe sözcük  %20 dolaylarında idi. Dilbilimci Şemsettin Sami , o dönemde, Osmanlıca’yı "Türk' e okusak anlamaz,  Arap'a okusak anlamaz,  Acem'e okusak anlamaz;  öyleyse bu dil ne dilidir?" diye eleştirmek gereğini duymuş ve  Türkçe karşılıkları olan sözcükleri ve yabancı dil kurallarını atmamız gerektiğini önermişti (1). Daha  sonra  “Türkçe’nin yabancı dillerin boyunduruğuna girmesinden kaygılanan  ve çözüm yollarını öneren Z.Gökalp  olmuştur. 

                   Ancak  Türk “abece”siyle ilk adımı atarak Türkçeyi  ulusal bilincin  ve ekinin (kültür) öğesi  olarak gören ve sorunu devrimci bir anlayışla ele alan ; aydınlıklar içinde yatsın Atatürk olmuştur. Nitekim Lord  Kinross, “ dil reformu  Türklere Türklüklerini Gazi ‘ nin öteki reformlarından daha çok sezdirmiştir” açıklamasıyla dil devriminin övmüştür.

                    Atatürk, Türk dilinin üretken  ve varsıl bir dil olduğu inancını topluma  ve bireylere benimsetme çabası  içinde olmuştur. O, ulusal duygu ile dil arasındaki bağın çok güçlü olduğuna inanmıştı: “ Türk dili  dillerin en zenginlerinden biridir; yeter ki,  bu dil bilinçle işlensin” düşüncesine ilk önce kendisi sahip çıkmıştır. Dil Kurumu’nu kurmuş ve dil çalışmalarına etkin olarak katılmıştır. Bu gün  geometri ( üçgen, dörtgen, artı, eksi ,dikey , yatay ...) ve askerlik ( er, subay, kurmay...) alanındaki kullanılan  terimleri yanısıra  bir çok sözcüğü ( kıvanç,  esenlik, evrensel, erdem ...) Türkçemize  kazandırmıştır. 

                   Dil devrimini karşı çıkanlar olmuştur ve olmaktadır. Bu bağlamda  F. Rıfkı  Atay (Çankaya) şu ilginç açıklamayı yapmıştır: “ İşin içindeyken ben bile isyan  ederdim; aradan uzun yıllar  geçtikten sonra , o çapta bir inkılapçı (devrimci) ile  bizim  çapta  ıslahatçılar (reformcu) arasındaki  farkı iyi görüyorum”.

                   Dil devriminin, dilde  öze dönmede   gösterdiği başarım (performans),  karşı olanların bile katıldığı bir olgudur. Hiçbir zorlama olmadan, tersine tüm  engellemelere  ve  ağır eleştirilere  karşın   maya tutmuştur. On binin  üzerindeki Arapça ve Farsça kökenli  Osmanlıca sözcük yerine, tarama yoluyla ulaşılan  ve  yaşayan Türkçe köklerden üretilen sözcükler  her alan ve kesimde  benimsenmiş ve  kullanılmaktadır.  Bunun nedeni bu sözcüklerin Türk halkının kendi öz, kök ve ses yapısına uygun olması , anlatım ve anlama  kolaylığı sağlamasıdır.  Bu başarıda, Türk Dil Kurumu’ nun 1980 önceki çalışmalarının ve  dil devrimine gönül vermiş Türkçe tutkunlarının   etki ve katkısı  büyük olmuştur. Hepsine gönül borcumuz var.

                   Ancak Türkçe,  son yıllarda,  geçmişteki  kirlenme ve yozlaşmaya benzer bir tehlike ile karşı karşıyadır. Özellikle  İngilizce ve ondan bozma Amerikanca sözcükler, kurallar günlük yaşamımıza , yazı   ve konuşma dilimize yavaş ancak sinsice  ve sindire sindire   girmekte ve yerleşmektedir:

                   Medya ( iletişim alanı ), center (merkez), star (yıldız),  flaş ( ışık), country (kent- şehir), in – out (2) (içeri dışarı), market (alış veriş merkezi), animasyon (canlandırma), kamera(çekim), panorama (geniş görüş), motivasyon (isteklendirme- yönlendirme...), bye- bye( güle güle; sağlıcakla kal, Tanrıya emanet ol) vizyon (geniş görüşlülük) misyon (amaç- görev) , real sektör (üretken kesim) ve niceleri. 

İşyerleri  ve nesne isimleri de aldı başını gidiyor: Coupon Cars, Computer Center, Cotton Bar, Fast Food Center, First Class, Jet group, Haute Couture, Kebaphouse, Lingerie, java su, Mode House, Pizza Fast, Pop Line, Porcelain Collection, Printing, Pyramid , Tavukchu, İnter, Be Chiq... Bu alanda yabancı sözcük kullanma özentisinden yanında;  tüketiciyi,  ayrıcalıklı bir durum varmış izlenimini vererek ve   yanıltarak ilgi çekme   söz konusudur. Tabelâ yazıcılarının, Türkçeyi yozlaştırmada bilinçli ya da bilinçsizce  görev üstlendiklerini de düşünüyorum.

Dildeki  giderek artan bu kirlenmeyi ve yozlaşmayı  * efendim küreselleşme  ve ekonomi çağındayız  yabancı sözcüklerin  günlük yaşama girmesi doğaldır ; birkaç sözcükle ne olur ki ” değer yargıları hoş görülemez.  Osmanlı döneminde de yabancı sözcükler bu hoşgörü ve özentiyle dilimize yerleşmedi mi? Artık sözle değil bilinçli olarak Türkçeyi korumak zamanı geldiğini düşünüyorum.

                   Korumanın en sağlıklı yolu toplum ve bireylerde  Türkçemize  saygı ve sevgi bilinci oluşturmaktır. Bu bağlamda Devlet’ e, sivil toplum örgütlerine,  öğretmenlere , bilim  insanlarımıza, yazılı ve sözlü basına ve Türkçe tutkunlarına  büyük görevler düşmektedir.  1980 sonrası  Anayasa  zoruyla  kamu kurumu durumuna getirilen Türk Dil Kurumu’ nun çabaları, toplumla duygusal bağları ve iletişimi  kopuk olduğundan verimli olamamaktadır. Bu nedenle de yüzlerce yabancı sözcüğe yaşayan Türkçe ‘den  üretilen çoğu yerinde  karşılıklar ilgi görmemektedir. 

                    Türkçemizi, hukuki yaptırımlarla yabancı sözcüklerden korumanın zamanının geldiğini de düşünüyorum; bu  bağlamda  beş altı yıl önce  gündeme getirilen yasal düzenleme girişimi yine güncelleştirilmelidir. “Dil bir  sevgi ve bilinç işidir zora gelmez” yargısının tümden göz ardı edemeyiz. Ancak  Anadolu beylikleri zamanında Karaman oğlu Mehmet Bey ‘ in Türkçe için çıkardığı buyruklar  hatırlanmalıdır.     Günümüzde Karaman, Beypazarı. Malatya ve Çanakkale kentlerimizde iş yerlerinde yabancı isimlerin kullanılmasını önleyecek başarılı düzenlemelerin kaynağı da hukuk olmuştur.

                   Dili yabancı dillerin  etkisinden hukuksal düzenlerle korumanın   uluslar düzeyinde en çarpıcı örneği Fransa’ da gerçekleştirilmiştir.  Yetmişli yılların başından başlayarak çıkarılan bir dizi yasa , tüzük ve genelgelerle “ ekonomik ve jeopolitik açıdan güçlü  devletlerin özellikle  İngilizce ‘nin (Amerikanca)  Fransızca’ ya  girmesinin olumsuzluklarının caydırıcı yaptırımlarla önlenmesi   yoluna gidilmiştir. Burada amaç dilin kötü kullanımıyla yozlaşmasına son vermek ve  yurttaşları yabancı sözcüklerin kapalı anlamlarından ve yarattığı olumsuzluklardan korumak olmuştur (3

                    Bu bağlamda Fransız Yargıtay ‘ ı ( 30 Ekim 1986), sanığın lokantasında bazı ürünlerde  glant, big, coffe-drink gibi İngilizce sözcükleri  kullanması nedeniyle verilen yerel mahkeme kararını denetlerken, “ 1975 sayılı dille ilgili yasanın amacını, yalnızca tüketicileri korumaya  indirgemenin yanlış olduğunu, yasanın Fransız dilini korumayı da amaçladığını belirterek yasanın koruduğu  değerleri vurgulamıştır(3).

             Yabancı dille eğitimin  Türkçe ‘nin kirlenmesindeki olumsuz etkileri de  unutulmamalı: Sömürge durumunda olan ülkelerde görülen yabancı dille eğitime son verilmesi yolundaki bilimsel görüşlere öncelik verilmesi de gündeme gelmelidir.

              Atatürk gibi devrimci bir  devlet adamı  bir daha gelmez. Bu nedenle  dilimiz  tümden yabancı dillerin boyunduruğuna girmeden; dil sorunu,  hem  toplumsal bir atılımla   hem de aşırıya gitmeden  hukuksal  önlemlerle yabancı sözcüklerin kullanılmasının caydırıcılığı sağlanmalıdır.  Tersi durumda  gelecek nesiller,  Oktay Sinanoğlu’ nun dediği gibi “İngiliz atını alan  Üsküdar’ ı geçti  artık bye bye Türkçe” diyerek kemiklerimizi sızlatacaklardır.

----------------

*Yargıtay Onursal Üyesi
cetina@mail .koc net   

(1) C.Kudret. Diller Var Bizim Dile Benzemez 1966 sh: 85

(2) Yazılı ve sözlü basın bu sözcükleri sız sık kullanıyor; ancak Cumhuriyet’ de bir köşe yazarımın kullanmasını içime sindiremedim.

(3) Sami  Selçuk, Önce Dil.


12.01.2006 tarihinde çetin aşçıoğlu <cetina@mail.koc.net> yazmış:


Sayın Bay H.Avni Öztopçu,
İlginiz beni mutlu etti; sağolun. Yazımı  ekte gönderiyorum.
Esenlikler dileğiyle saygılarımı sunarım efendim.
Çetin Aşçıoğlu


Sayın
Çetin Aşcıoğlu
Cumhuriyet gazetesinin Bilim Teknik dergisinde yayınlanan "Tükçemizi hukuksal düzenle korumak" isimli yazınızı
http://mimoza.marmara.edu.tr/~avni/dersbelgeligi/dil  ders BELGELİĞİ sayfalarında yayınlamak istiyorum.
Eğer yayınlanmasını isterseniz yazınızı mektubunuza eklemenizi dilerim.
Saygılarımla
H. Avni Öztopçu