nisan 1999 sayı:5

Ana Sayfa + Kapsama Alanı + Belgelik  Sergileri + Künye + H62 

KUNDUZ

 

görü is. Bir yerden bakınca uzaklarda birtakım şeylerin görülebilmesi: Buranın görüsü geniş.

görüm is. biy. Görme yetisi, ışığı ve renkleri alan duyum:

görünmek 1. Kendini göstermek. 2. (-e) mec. Azarlamak: Çocuk pek azdı, biraz görünüver. § Göründü Sıvasın bağları az çok kaygı ile beklenilen bir olayın gerçekleştiğini işaretler karşısında söylenir. Görünen köy kılavuz istemez açıkça meydanda olan hakikatler karşısında tereddüdün yersiz olduğunu anlatır.

görünüş is. 1. Görünme tarzı. 2. Dışına veya uzaktan bakılınca, bir şeyin kendi niteliği hakkında verdiği fikir, °zevahir: Görünüşe aldanmamalı. 3. Bakılınca bir şeyin hatırlattığı şekil, °manzara: Halı görünüşünde bahçe.

“Siz gerçeğin ve gerçek olmayanın nerede olduğunu görebiliyor musunuz? Bense yitirdim görme yeteneğimi, hiçbir şey göremiyorum. Siz bütün önemli sorunları gözüpekçe çözümlüyorsunuz, fakat söyleyin bana cancağızım, gençliğinizden ötürü değil mi bu; bu sorunların hiçbirinin size acı vermeyişinden ötürü değil mi? Gözüpekçe bakıyorsunuz ileriye doğru; fakat bunun nedeni orada korkunç bir şey görmeyişiniz, böyle bir şey beklemeyişiniz değil mi? Hayatın genç gözlerinize henüz kapalı oluşu değil mi? (A. Çehov’un Vişne Bahçesi; L. Andreyevna’nın konuşması)

görme (Os. Rüyet, İbsar, Müşahede; İng. Sight, Seeing; İt. Visione) Gözle bir şeyin varlığını duyma...

“Gözle çalışmağa kabiliyetli olmak demek, buna doğuştun yetenekli olmak, ya da olmamak demek değildir... Bakmakla görmek, gevezelik etmekle konuşmak gibi ayrı şeylerdir... Görme, ancak gayretle elde edilebilecek bir iştir; görmeyi öğrenebiliriz... Bir öğretmenin veya tenkitçinin gözüyle, yani iğreti olarak görme, bize güvenilir bir alışkanlık, sağlam bir tecrübe vermez. Görsel imgeler dünyasında emniyetli ve içten görüş tecrübe ve bilgisini, yalnız kişisel deneylerimizle sağlayabiliriz... “ (Bates Lowry)

“... Görülen dünya da bizim kendi faaliyetlerimizin bir sonucudur. İşitilen dünya da aynı şekilde bizim kendi faaliyetlerimizin sonucudur...” (A. Gehlen)

görünürlük (Os. Sarahat, Vuzuh; Al. Anschaulichkeit) Bilginin duyusal algıya elverişliliği... Eytişimsel ve tarihsel özdekçi felsefede kullanılan bir deyimdir. Açıklık ya da bellilik deyimleriyle de dilegetirilebilir. Duyularla algılanabilen her şey ve onların kavramları bu özelliği taşır. Bu türlü kavramlardan türetilen kuramlar ve önermeler de öyledir. Buna karşı ussal kavramlar ve bunlardan türetilen önermeler ve kuramlar bu özelliği taşımazlar. Mekanik özdekçilik bilginin açık  seçik görünürlüğünü saltıklaştırır, buna karşı metafizik ve düşünceci anlayışlar tümellere dayandıklarından görünmezliği saltıklaştırırlar. Eytişimsel özdekçi anlayış her iki saltıklaştırmaya da karşı olduğu gibi öğrenme sürecinde görünürlükle görünmezliğin eytişimsel ilişkisini sergiler.

“İnsan gözü, kendi gelişmesi içinde, belli bir aşamaya varmadıkça, hiçbir dünya görüşü bir üslup değişikliği ortaya koyamaz.”  (M.Ş. İpşiroğlu-S.Eyüboğlu)

görüntü (Os. Hayalet, Teyf; Fr. Fantome, Ombre) Varolmadığı halde varmış gibi  görülen... Bu, söze görünür gibi olan bir yanılsamadır.

“... ne gördüğümüzü söylememiz boşunadır; çünkü gördüğümüz söylediğimizin içine hiçbir zaman yerleşmiş değildir.” (M. Foucault)

görüngü (Tr. Bilgibilim) Duyularla algılanan... Olay (Tr. Hadise, Fr. Phenomene) deyimiyle anlamdaş olarak kullanılmaktadır. Gerçekte bu deyim, Alman idealizminin görünüre çıkma anlamını dilegetiren Al. Erscheinung deyimini karşılar. Al. Erscheinung kavramını görüngü’yle dilegetirerek Al. Phaenomen (Tr. Olay) kavramından ayırmak gerekir. Çünkü olay nesnel bir gerçekliktir, Erscheinung’sa özellikle Kantçı anlamda nesnel bir gerçeklik değildir.

“...Herkes, mekan ve zamanı gördüğünü sanır. Aslında görülen mekan ve zamanın taşıdığı şeylerdir. Bu taşıdıklarından ayrı olarak ne mekanı görebiliriz, ne de (süreyi) algılayabiliriz.” (Kant)

görüntücülük (Os. Hayaletçilik, Fr. Fantasmatisme) Algıladıklarımızın, gerçeğin kendisi olmayıp, görüntüsü olduğunu ilerisüren öğreti... Platon’dan gelen bir ideacılıkla özellikle Berkeley’in özdekçiliği gibi  birçok idealist öğretiler görüntücüdürler. Antikçağ felsefesinde Demokritos ilk görüntücü sayılır, şöyle der: “Bilginin iki biçimi var, gerçek olan ve görüntü olan. Duyularımız bize görüntüyü verir. Gerçek’se göremeyeceğimiz, işitemeyeceğimiz, tadamayacağımız, koklayamayacağımız ve dokunamayacağımız kadar derinlerdedir. Kullanılageldiğine göre renkli, tatlı, yumuşak vardır; gerçekteyse varolan sadece atomlarla boşluk’tur. Gerçek, algıladığımız zaman değil, tersine, algılayamadığımız zaman ortaya çıkar”.

görüş alanı (Os. Sahai basar; İng. Field of vision) Belli bir noktaya bakan gözün görebilme alanı... Bu alan, ucu göz bebeğinde olan bir konidir. Görme, bu alanla sınırlıdır.

“Saklanmam: Benim için incelik, zayıflık ya da güçsüzlükle değil, kararlılık ve iradeyle gerçekleşir ancak. Kendimi ortaya koyarım. Başka renklerden, gölgelerden, kalabalıktan ya da yalnızlıktan korkmam. Ne de güzeldir beni bekleyen bir yüzeyi kendi muzaffer ateşimle doldurmak! Benim yayıldığım yerde gözler parıldar, tutkular kuvvetlenir, kaşlar kalkar, yürekler hızlanır. Bakın bana; ne kadar güzel şey yaşamak! Seyredin beni; ne güzeldir görmek. Yaşamak görmektir. Her yerde görünürüm. Hayat benimle başlar, her şey bana döner, inanın bana. (O. Pamuk; Benim Adım Kırmızı)

açık (Os. Vazıh, sarih; İng. Clear) Başkasıyla karıştırmaksızın tanınan düşünce. 1. Mantık: Karanlık ve bulanık karşıtı olarak kullanılan açık terimi, başkaca hiç bir düşünceyle karıştırılmadan kolaylıkla ve hemen tanınan düşünce’yi tanımlar. 2. Bilgi kuramı: Açık terimini, felsefe diline sokan Fransız düşünürü Descartes’dır

belli (Os. Malum, Zahir, Aşikar, Sarih, Mahdut) Bilinen, tanımlı... Belli terimi, tanımsız teriminin eşanlamlı bellisiz’in karşıtıdır. Tanımlanmış olarak bilinen’i dilegetirir.

belgin (Os. Sarih, Vazıh, Dakik, Muhkem; İng. Precise) Kesinlikle belirmiş... Belirsiz’in karşıtıdır. Eskiden, on sekizinci yüzyıla kadar, soyut (Fr. Abstrait) anlamında kullanılırdı, gerçekte birbirinden ayrılamayan nesneleri ansal soyutlamaya ve birbirinden ayırarak tasarlamaya belgin denirdi. Günümüzde kesinlik ve açıklıkla belirmiş olan’a belgin denir. Terimi, sağın ve doğru terimlerinden titizlikle ayırmak gerekir.

 

sözcükler sonrası sazlar yolculuğu/
aldı götürdü ya da uçurdu/
siperlerde süren savaşlardan/
görünürlüğün pek açık ovalarına:

hüzünlü sazlar kalbe uzandı/
ovalardan, ötelerden, kiremitsiz evlerden/

herşey   bozgunca/
siperler günlüğünde/
sevgiler eksik, gözler büyüsüz/
hayatın terkedilme veya yokedilme günlerinde/
1 Haziran 1995 (H62)

·        Türkçe Sözlük; T.D.K., 1959
·        Orhan Hançerlioğlu; Felsefe Ansiklopedisi Remzi Ktb., 1993
·        M. Foucault; bu bir pipo değildir, Çev:S. Hilav Y.K.Y., İstanbul1995
·        Orhan Pamuk; Benim Adım Kırmızı, İletişimYay., İstanbul 1998
·        H. Avni Öztopçu; H62 günlüğü, (Beyaz Çizgi) Çiftehavuzlar 1 Haziran 1995
·        Bates Lowry; Sanatı Görmek, (Çev: N.Yurtsever,Z.Güvenli) T. İş Bankası Yay., 1972
·        A. Gehlen; İnsan, İ.Ü. E.F.Y. İstanbul, 1973
·       
M.Ş. İpşiroğlu-S.Eyüboğlu; Avrupa Resminde Gerçek Duygusu, İ.Ü. E.F.Y. İstanbul 1972

dB. Yazılar Listesi
(seçilmiş yazılar)