dB 12. sayı    haziran 2010

 
Sömürge Kalmadı; Kapitalizm Neyi Sömürecek?


Doğan Kuban
 
Bilim ve Teknik, Cumhuriyet

 

Afrika’nın kara renkli insanları açlıktan ölürken Amerikalı kara tenisçi Serena Williams’a, bir turnuva birincisi olarak, bir buçuk milyon dolar ve bir gümüş kupa verildi. İnsani bütün kaygılardan soyutlanmış kapitalizmin daha mide bulandırıcı bir fotoğrafı çekilebilir mi?

 

Tenis giysili Williams’a kupasını Katar Emir’inin başörtülü karısı verdi. Bu bağlamda olay, Katar Müslümanı yaşamında bir devrim de sayılabilir. Bu sahnede ne tenisçi ne emirin karısı ne de herhangi biri suçlu değil. Serena, Afrikalı cedlerinin Amerika’ya nasıl getirildiklerini de unutmuş olabilir. Dünyanın insanları da sömürünün nasıl başladığını unuttukları gibi hâlâ, sömürüldüklerinin farkında olmuyorlar. Fakat bugüne bakarak geçmiş için oldukça açık bir sonuca varabilirler.

 

20. yüzyılın ilk yarısında, Afrika, Hindistan, Güneydoğu Asya, Endonezya, Filipinler hatta belli bir oranda Çin ve Asya bozkırı sömürge idi. İslam ülkelerinin tümü de (Bir Hasta Adam sayılsa da sadece Osmanlı Devleti dışında), sömürge idiler. 19. yüzyıl ortalarına kadar Güney Amerika da sömürgeydi. 18. yüzyılda Amerika da sömürgeydi.

 

Peki, sömürgeciler kimdi? Bilgili, zengin ve dünya egemenliğini kendi uygarlıklarının ödülü olarak gören Avrupalılar. Son 300 yıllık yeni zaman tarihi anlaşılmazsa bugün hiçbir şey yerli yerine oturmaz. Bizim toplumun aymazlığı da bu konudaki bilgisizliğindendir.

 

Avrupa kökenliler vaktiyle sömürge statüsünde olan Avustralya, Yeni Zelanda ve Kanada’da bile bugün zengin oldular. Eski İngiliz sömürgelerinin en zengini ise, boynuzun kulağı geçtiği Birleşik Amerika’dır. Ona karşın Avrupalı olmayan hiçbir ulus zengin değildir. Petrol üzerinde oturan birkaç Müslüman şeyhi ya da kralı çağdaş dünya tarihinde sadece Avrupalılarla ilişkileri bağlamında yer alıyorlar.

 

FARKLI SÖMÜRGE DÜZENİ

Avrupalılar zenginliklerini sürdürebilecekleri farklı bir sömürü düzenini bir ölçüde gerçekleştirdiler. Dünyanın fakir ülkelerinde küçük gruplarla ortak olup onları araç olarak kullanıyorlar. Batı’nın yabancı ortakları kendi halklarını Batı gibi zengin olacakları hayaliyle yaşatmak zorundadır. Bunun çeşitli yolları var. Önce kendilerinin zengin yani kapitalist olmaları gerekir. Bu evrensel bir pattern’dir. Rusya’da KGB’nin nasıl zengin olduğuna bakın. Kullanılan en ilginç yöntem, karnını doyuramayan ve çocuğunu okutamayan toplumlara otomobil, cep telefonu ve kredi kartı kullanma gibi sanal araçları bir tür zengin olma yolu olarak sunmaktır. Bu anlayışın psikolojik çerçevesini ve felsefesini hazırlayanları da kendi kamplarına almak yöntemin parçasıdır.

 

DÜNYANIN EGEMENLERİ

Bilimin, sanayinin, eğitimin, sanatın, sporun en üst sıralarını işgal etmelerini sağlayan bir kültürün sahipleri olan Batılılar dünyanın egemenleridir. Fakirler her gün televizyon ekranlarında onların dünyasını seyreder. Dünyaya gözdağı veren, gerekirse falakaya yatıran, ve pusulasız cahil kalabalıklara birbirlerini öldürmek için silah satan, fakir toplumların cahil kütlelerini birbirleriyle kavga için kışkırtan da, Batılılardır.

 

Bugün sömürge yapılacak bir ülke kalmadı. İletişim ve ekonomide evrensel açılımlar, fakir ülkelerin bile sanayi üretimine katılımına biraz olanak veriyor. Ne var ki bu yarım yamalak çağdaşlık onları zengin yapmıyor. Geliri 35-40 bin dolar olan zengin Avrupalılar gelirleri 500-5000 dolar arasında olan fakir ülkelere kendileri ile eşit olmak için yardımcı olmuyorlar. Tersine fakirleri sömürmenin yeni yollarını arıyorlar.

 

Batılı istatistikler, zenginler ile fakirler arasındaki uçurumun azaldığını göstermiyor. Fakirler ise zaten istatistik yapamıyor. Batılı toplumların bizden daha gerçekçi ve doğrucu oldukları kesin. Fakat Batı politikasının insancıl ve demokrat olduğunu sanan varsa, buna kargalar bile güler. Türkiye’yi üye olarak almayan AB’nin Türkiye’nin daha zengin olmasına yardım etmesi de söz konusu değil.

 

Dünya ekonomisi zengin amcanın yeğenine para vermesi gibi çalışmıyor. Bu söylenenleri doğrulamak için ulusal gelirlere bir göz gezdirmek yeter. Bu tabloyu her gün seyretmesine karşın marka düşkünü Türkiye Batı’yı izleyemiyor. Dünya basını ve bilim adamları her gün insanları bekleyen bir jeolojik felaketin senaryolarını yazarken, Türkiye’de politikacıların ve medyanın uğraştığı konular kanı donduracak kadar boş. Dünyanın zavallı insanları açlıktan ölmemek için birbirlerinin boğazına sarılır ve Türkiye kuraktan çatlamış topraklarda enerji krizi geçirirken, gazete ve televizyonlarda İsmet Paşa ile Fethi bey arasındaki anlaşmazlıkları anlatıp cumhuriyet için ahkâm kesen safsata kıraathanesi müdavimleri ayrı bir soruncuk.

 

Kimse beş on yıl içinde öngörülen kuraklık olursa ne yapacağını halka söylemiyor. Alternatif enerji sağlayacak bir programa Türkiye başlayamadı. Enerji sorunu için, bütün iyi huylu ve Türkiye’de var olan enerji kaynaklarını bırakıp atom enerjisi kullanacaklarmış. Bir santral kaç yılda yapılır, kaça mal olur, Türkiye’nin hangi yöresi olası bir felakete feda edilebilir? Kim başlar kim bitirir? O sırada dünya konjonktürü ne olur? Bu sorgular bizim kamuoyunu ilgilendirmiyor.

 

HER TOPLUM KENDİ BACAĞINDAN ASILIYOR

Gelecek kararı sadece kendi elimizde. Irak, Filistin, Afganistan, Pakistan ortada. Fakir toplumlar için fazla olasılık yok. Borçlu halkın sırtına petrol ve doğalgaz giderleri biniyor. Türkiye’de her gazete her gün otomobil satıcılarına reklamcılık yapıyor. Otomobil hava kirletiyormuş, kenti yaşanmaz hale getiriyormuş, dış borcumuz artıyormuş kimsenin umurunda değil.

 

İslam dünyası bizden beter. Taliban’dan kurtulamayan Pakistan’da yıllık adam başına gelir 930 dolar. Kendi idarecilerinin ve zengin sınıflarının yere serdiği bir ülke. Mısır, Bangladeş, Endonezya adam başına gelirleri sırayla 1.500, 462, 1.350 doları aşmayan fakir ve kalabalık İslam ülkeleri (Sayılar Encyclopedia Britannica’nın hazırladığı Time Almanac 2009’dan alındı). İran 3.396 dolar geliri ile birkaç atom bombası yapmak peşinde. Yapsa ne olur, yapmasa ne olur? Mısır’da ve Suudi Arabistan’da öğretmenler arasında Darwin’i bilen % 8 imiş. Darwin’i öğrenip ne yapacaklar?

 

Bağımsız yaşamanın yolu belli. Türkiye’de devletin yapacağı tek temel iş, kapıya dayanmış tehlikeye karşı bilinçlendirilmiş bir bilgi toplumu hazırlamak. Yakın tarihin insanlığa mirası, zengin fakir gözetmeden, kaynaklarını tüketmiş, kalabalık, susuz ve aç kalabilecek bir dünyadır. Felsefeler, inançlar, bilimler, büyük kentler, gelişmiş sanayi mutlu bir gelecek hazırlamıyor. Artık hiçbir toplum Avrupa ve Amerika gibi zengin olmayacak. Batı’da da zenginlik giderek azalacak. Yağma olanakları azaldı.

 

Sömürücü kimliği ile dolaşanlar dışında, fakir yaşasalar bile, dünya milyarları barışsever, onurlu, namuslu, bilgili, hatta mutlu olmanın başka yollarını aramak zorundalar. Fakirlik yaygın olunca birbirlerini soyma motivasyonu giderek azalacak. Bu bağlamda Doğu dünyasının Çin’in, Hint’in mistisizmi ve Müslümanların sufi öğretisi gelecek dünya vatandaşı idealine daha uygun düşebilir.

 

Avrupa Victoria çağının sömürge kabadayılığı, bilim ve teknolojinin hızlı gelişerek doğanın sırlarını birer birer çözmesinin verdiği güvenlik ve giderek zenginleşmenin sarhoşluğu ile 20. yüzyılda kendinden geçti. İki de dünya savaşı üretti. Oysa Malthus daha 1803’te dünyanın kaynaklarının giderek azaldığını, dünya nüfusunun geometrik olarak büyüdüğünü, tarımın giderek azalan ürün vereceğini ve bunun bir felaket olacağını haber vermişti.

 

Fakat kapitalizm azgın bir hastalık. Gelecek yıl da elli milyon kişinin açlıktan ölebileceği öngörüleri yapıldığı bir dönemde kapitalizm borazanları daha yeni geçen ekonomik krize karşın, çirkin gürültüleriyle, aptala dönmüş insanlara, daha çok tüketme çağrıları yapıyorlar.

 

E.I. Wallerstein “Modern Dünya Sisteminin Krizi” adlı 2004 tarihli bir makalesinde (Contemporary Sociological Theory, Ed. C. Calhoun ve diğerleri, Blackwell, 2007) sistemin artık gelişmecilikten (developmentalizm) vazgeçip küreselleşmeci olduğunu, kapitalin engelsiz dolaşmasını amaçladığını, kapitalistlerin üretim yerine ortak parasal spekülasyonlarla uğraştıklarını anlatır.

 

Fakir ülkelerin, üretme yerine para spekülasyonu yapma şansı yok. Wallerstein dünya sisteminin Davos’taki para babaları ile, başka bir dünyanın olasılığına inananlar arasındaki mücadeleye sahne olduğunu söylüyor. Bizim ünlü jandarma amcamız IMF de kapitalist mekanizmanın en önemli araçlarından biri. Meğer biz de zenginler arasındaymışız!

 

Acaba bu ulus Amerika’da ya da Almanya’da bir öğretmen maaşı ile Türkiye ya da Pakistan’da bir öğretmen maaşı arasındaki farkın ne olduğunu hiç merak etmez mi?

ders BELGELİĞİ
Ana Sayfa + dB Yazılar Listesi